ÜSKÜP

Önceki Menü

üsküp (2)

Selanik macerası bitmişti bitmesine de biz de bitmiştik açıkçası. Yorgunluk, uykusuzluk, şahane bir şehre veda etmenin acısı vs. Biz ekip olarak, arkadaş çevresi olarak, her şey olarak seviyoruz valla Selanik’i : )

Hoş daha sonradan eşiyle birlikte Selanik’e giden kuzenim Yıldız her ne kadar göç ettiğimiz toprakları beğenmemiş olsa da… Bunu sonra tartışacağız Yıldız : )

Selanik gerçekten bir dağıtım noktası, Selanik’ten sonra 2 tane rotaya kayabilirsiniz, ilki güneye inip Atina, Mora yarım adası ve Yunan Adaları’na giden rota diğeri ise Balkanların içine daha sonra da kuzeye Avrupa’ya açılan rota. Biz bu sefer Balkanları tercih ettik, bu kadar dibimizdeyken görmeden olmazdı.

Selanik tren garının içinde otobüs firmalarının ofisleri var, çok ufak oldukları için tren garının önünde çalışan taksiciler bile bilmiyor olabilir bazen. Bize öyle bir öküz denk geldi maalesef az kalsın şehir merkezine dönüyorduk. Neyse buradan otobüs biletlerini temin edebilirsiniz, Selanik – Üsküp one way 20 Euro, 4 saat sürüyor. Biraz pahalı gibi gelse de o dandik Tekirdağ otobüslerine 25 TL ödediğimi düşünürsek çok da koymuyor.

Hakan’dan geçen bölüm bahsetmiştim(Selanik yazısında), Iniesta-Xavi gibiyiz herifle, tek farkımız uyku. Arada kapıştığımız da oluyor ama en fazla 5 dakika. (Aslında kapışmaların sebebi benim, herifin kafasının etini yiyorum, şunu şöyle çek, bunu böyle çek diye)

ü1

Neyse Hakan’ı yine zorla uyandırıyor ve sabah tren garına varıyoruz. Bir otobüs geliyor ki şahane, vip öğrenci servisinin aynısı, ufacık ve konforlu. Hemen atlıyoruz araca, bizim dışımızda birkaç Yunan ve 2 Finlandiyalı var, bir de tipini çözemediğimiz bir eleman. Biz valizleri koyarken herif bize şiveli şiveli “Abi Türk müsünüz ya? Naber?” diyor, şok oluyor. Bölümün videosunu izleyenler bilir, bu adam Josh, Amerika-Ohio’lu. Hemen tanışıp kaynaşıyoruz,Josh 1 sene sevgilisiyle İzmir’de yaşamış, İngilizce öğretmenliği yapmış. 1 senede Türkçe öğrenilir mi abinin en güzel cevabı bu adam bence. Şivesi de o kadar tatlı ki, herif tam bir sempati imsali. Daha sonra da kendisiyle Üsküp’te buluşup biraz muhabbet ediyoruz tabi ki.

Kafayı koyar koymaz uyuyorum, tahmin ettiğiniz gibi Hakan zaten uyuyor. Sınırda kalkıyoruz, Makedonya sınır kapısı bizdeki sınır kapıları gibi değil, daha dökük, daha harabe gibi duruyor. Türk olduğumuz için pasaport zımbırtılarıyla çok uğraşmıyoruz. Bizi Balkanlarda seven 2 ülke varsa, o da Makedonya ve Kosova’dır.

Yunanlılara bu sınırda biraz zorluklar çıkarıyorlarmış duyduğumuza göre. Makedonlar ve Yunanlıların tarihten bu yana birbirlerini hiç sevmediğini biliyor muydunuz? Bu kısma Üsküp’teki devasa heykelleri anlatırken değineceğiz.

Otobüs free shop’ta duruyor, Üsküp’teki hostumuz için bir Ouzo alıyoruz. Hakan hala uyuyor. Şaka şaka, zahmet edip götünü kaldırdı da free shopa girdi benimle.

Benim sınırdan sonra uyumamla gözlerimi Üsküp otogarında açmam bir oluyor. Josh bir hostele rezervasyon yaptırmış, onunla vedalaşıyor ve biz de hostumuzun evini bulmak üzere yol alıyoruz.

Üsküp yurt dışı lokasyonu olarak pek çok kişiye sıkıcı bir yer gibi gelebilir. Bunun sebebi dibimizdeki Balkanlara bile turla giden Türk turist zihniyeti. Evet çok eğlenceli bir şehir değil ancak şehrin hakkını vermek lazım. Bu tur grupları Üsküp’ün en sıkıcı yerlerini geziyor, tam bir Anadolu kasabasına benzediğini görüp başka ülkeye geçiyorlar. Kardeşim biraz maceracı olun, atın kendinizi yollara, bi’ bakın bakalım neler var çevrede, kaybolun yollarda, tanışın insanlarla vs.

Üsküp’ün bambaşka yönünü keşfettiğimiz maceralara da değineceğiz tabi ki.

Neyse Üsküp’te yine Couchsurfing aracılığıyla bulduğumuz Kocho’da kalıyoruz. Kocho 40 yaşında, insan hakları için çalışıyor, biraz marjinal bir tip, Üsküp’te adamı tanımayan yok. Üsküp’ün nüfusu da yadırganmayacak kadar çok, 850.000 !

ü14

Bizi evinde ağırlıyor, kocaman odasını da veriyor sağolsun. Evi merkezde zaten Üsküp’ün ufacık bir yer olduğunu düşünürseniz hiç sıkıntı yapmanıza gerek yok lokasyon konusunda. Çok güzel bir çatı katı, eve hayran kaldım resmen. Kendisi yoğun çalıştığı için bizimle çok gezemiyor, o işe dönüyor biz de uykusuz uykusuz şehri keşfetmeye başlıyoruz.

Bu arada otogarda kişi başına düşen taksici sayısı 15 civarıdır herhalde. Makedonca bir şeyler söyleyip duruyorlar, turist olduğunuzu anlayınca İngilizce olduğunu tahmin ettiğim Afrika dillerine benzeyen kabile şiveleriyle bir şeyler anlatıyorlar. Kısacası kardeşim gel taksiye, ben seni biraz dolaştırayım mantığı var. Taksi kullanın çok ucuz ancak çok dikkat edin.

Neyse Hakan’la şehri gezmeye başlıyoruz. Efendim çok basit şekliyle anlatmak gerekirse Üsküp 2’ye ayrılıyor. Onur her şehre de ikiye ayrılıyor diyorsun demeyin, gerçekten ikiye ayrılıyor. Varda Nehri’nin ikiye ayırdığı şehrin bir kısmına Çarşı diyorlar. Tahmin ettiğiniz gibi burası tamamen Türk bölgesi, şehrin de en turistik yeri. Çarşı’nın hemen üst kısmında bir kale yer alıyor. Makedonya Meydanı’nın ve devasa heykellerin olduğu diğer kısım ise Üsküp’ün Hıristiyan kısmı. Burası daha modern bir görünüme sahip.

ü3

Makedonya Meclisi ve karşısında eski dönemleri anlatan heykellerin yer aldığı alan yeni Üsküp kısmında. Hemen önünde de Makedonya Meydanı’na girişin olduğu devasa kapı yer alıyor. Kapı estetik yoksunu, bembeyaz. İnsan taştan, eskitmeden yapar da orijinal bir görünüş olur. Ancak kapının büyüklüğü ve işlemeleri görülmeye değer.

ü4

Bu kapıdan girerek Vardar Nehri’nin hemen yanında yer alan devasa Makedonya Meydanı’na varıyorsunuz. Bu meydanın en büyük özelliği ortasında bulunan Büyük İskender heykeli. Filmini izlemeyenler, tarihini bilmeyenler İskender ve Makedonya bağlantısını bilmeyebilirler. Zaten Makedonlar ile Yunanlıların arasının açık olmasının sebebi de İskender.

Şöyle efendim, İskender o dönem bilinen dünyanın 3’te 2’sine sahip, efsanevi bir komutan ve devlet lideri. Yunanlılar ile Makedonların en büyük problemi şu, İskender imparatorluğunu Makedonya sınırlarında kuruyor, Yunanlılar da imparatorluğun kurulduğu topraklar o dönem bizimdi, adam Yunan kökenli, şu anda o sınırlarda başka bir ülke olması bizi ırgalamaz diyorlar. İskender Makedon mu yoksa Yunanlı mı tartışmaları bir kenara dursun, Makedonya’nın İngilizcesi FYROM, formal Yugoslavyalı bir açılım. Kardeşim Yugoslavya mı kalmış, bu ne alaka? Neyse, Yunanlılar mesela Mekadonya dediğiniz zaman Kuzey Yunanistan’ı işaret ederler, öyle bir ülkeyi tanımazlar. Selanik’in de yer aldığı geniş bölgenin adı Merkez Makedonya’dır mesela.

ü5

Makedonlar da bunu Yunanlıların gözüne sokmak adına şehre devasa İskender ve ailesi heykellerini koymuşlar. Makedonya Meydanı’nda devasa İskender heykeli var, sonra Vardar’ın üzerinde hemen Taş Köprü yer alıyor. Osmanlı’dan kalma tarihi bir köprü. Türk bölgesine girdiğiniz zaman bir büyük meydan daha var. Bu meydanda da kocaman 2. Philip heykeli var. Bu zatı muhterem de İskender’in babası. O heykel de gerçekten devasa. Yani anlayacağınız Philip ile İskender Taş Köprü aracılığıyla birbirlerine bakıyorlar. Bunun yanında pek çok ufak tefek heykel de var, bunlar da gayet görkemli, İskender’in çocukluğuna dair, İskender annesiyle birlikte, İskender gençliğinde temalı çokça heykel var.

ü6

Bu arada Makedonya gerçekten fakir bir ülke, bu heykeller Avrupa Birliği’nden alınan 16 milyon Euro’luk fonla yapılmış.Makedonlar da buna isyan etmiyor değil tabi.

Biz de buradaki klasik heykel-meydan çekimlerimizi yapıp Taş Köprü’den Çarşı tarafına geçiyoruz. İşte bizi şok eden Üsküp burada başlıyor. Ufacık eski taş evler düşünün, her yer Safranbolu gibi, büyük bir bölge, camiler, hanlar, hamamlar var. Öğreniyoruz ki Balkanların en büyük ve korunmuş çarşısı Üsküp’tekiymiş. Buradaki esnafın neredeyse tümü Türkçe biliyor ve neredeyse herkes Müslüman. Arnavut, Türk ve Boşnaklardan oluşan kocaman bir alan düşünün ve şehrin de en turistik yeri.

????????????????????????????????????

Buradaki esnaf Türkiye’den çekim için geldiğimizi öğrenince bizleri salmıyor. Orada çay iç, burada çay iç derken çaydan kusasım geldi artık. Bir öğretmen çocuğu olarak günde 500 bardak çay içmeme rağmen!

Çarşı’daki hemen herkes Türkçe konuşuyor, ha İstanbul’da geziyorsunuz ha Üsküp’te… Josh’a rastlıyoruz Çarşı’da, valizlerini atmış hostele hemen gezmeye çıkmış.Nasıl diyorum Üsküp, abi kendimi sultan gibi hissediyorum, çok ucuzmuş diyor. Balkanlardaki çoğu ülkenin İngilizce bilmemesinden dert yanarken Üsküp’te Türkçe konuşarak gezmenin rahatlığını anlatıyor.

ü8

Neyse karnımız aç, hep açız zaten.Ne yapalım demeye kalmadan esnafın biri bize İstanbul Lokantası’nı öneriyor. Eski Çarşı’da bu lokantayı kime sorsanız gösterir. Ufacık bir yer. Malik Abi diye biri işletiyor, koyu Beşiktaşlı, çok tatlı bir adam. Öyle ufacık köfte arıyorsanız bizde yok diye azarladı içeri girerken. Abi dedim sen neden bahsediyorsun ya, gönder köfteleri. İçi kaşarlı, tanesi yarım kiloya yakın köfteleri enfes ötesi. 4’er tane söylüyoruz, 2’şer tane getiriyor. Önce siz bi’ bitiriverin bunları gerisine bakarız diyor. Tekirdağlıyım, dünyanın en iyi eti, köftesi bizdedir derdim bugüne kadar, hikayeymiş. Hayatımın en iyi köftesini Üsküp’te yedim. Takip eden 3 gün boyunca da burada yediğimizi – hatta yemeklere saldırdığımızı- düşünürken bu sıcacık dekorlu, şirin sahipleri olan lokantayı es geçmemek olmaz.

Çarşı’nın hemen üst tarafında kale yer alıyor. Giriş bedava, zaten kaleye dair kalan tek şey surlar. Biz biraz hayal kırıklığına uğradık çünkü kale inanılmaz bakımsız, hiç özenilmemiş. Biraz bakıma ihtiyacı var. Umarım hakkı verilerek restore edilirse turist potansiyeli daha da artar.

ü9

Mesela kalede birkaç yerel insana, 3-5 tane de Asyalı turiste rastlıyoruz ve yaz sezonunun ortasındayız. Üsküp’ün bu durumuna üzülmemek mümkün değil. Kaleden yeni-eski şehir ayrımı, Taş Köprü ve Makedonların milli maçlarını oynadığı 2. Philip Stadyumu çok güzel gözüküyor.

ü10

Neyse eve dönüyoruz, Hakan bitmiş, benim de bacaklarıma kramplar girmiş durumda, iyi gezdik valla. Sağolsun Kocho bize yemek hazırlamış, her şey bir yana Makedonya’nın en yerel değeri bana göre Shopska. Shopska bir salata, domates salatalıkların dilimleniyor, üzerine rendelenmiş peynir ve zeytin. Basit tarif ama şahane çünkü üzerine rendelenen peynir özel olarak hazırlanan keçi peyniriymiş. Keçi peyniri hayatta yemem ancak bunun keçi peyniri olduğunu Türkiye’ye döndükten sonra öğrendim. Kocho’nun ev yapımı iğrenç Rakia’sını da içiyoruz. Rakia evet yanlış yazmadım, Balkanların kendine özgü genellikle shot içilen ağır alkollü içkisi. Ben sevemedim gitti.

ü11

O gün yorgunluktan vuruyoruz kendimizi yatağa. Her şehirde gece hayatını yakından takip ederiz. Nasılsa Üsküp’te bi’ b.k yoktur bu konuda diyerek uyuyoruz. Ertesi akşam bu konudaki yanlış fikirlerimizi değiştiren olaylara tanık olacağız.

Ertesi gün de Çarşı çekimlerimize devam ediyoruz. Bu seferki hedef hanlar. 3 tane büyük han var Çarşı’da, bunların en ünlüsü Kapan Han, gerçekten bugünlere dek korunmuş, çok güzel, tarihi bir han. Bu hanın misyonunu da ertesi akşam göreceğiz : ) (Spoiler – party han)

ü12

Öncelikle şunu belirtelim, Makedonya Yugoslavya sınırları içinde yer alan, bağımsızlığı 91’de kazanan bir ülke. Yani  uzun yıllar komünizm ile yönetildi. Ben Tito’dan – Yugoslavya Devlet Başkanı- herkesin nefret ettiğini sanırdım, daha sonra gördüm ki (Yugoslavya’dan dağılarak oluşan 7 ülkenin 5’ini gezdim) insanlar Tito’yu ve komünizm dönemini özlüyor. Çünkü o dönemler ekonomi gerçekten çok iyiymiş.

Bu arada diğer önerim yine Çarşı’da, Arasta Camii’nin yanındaki Arnavut Adnan Abi’nin işlettiği kahve. Kahve demişken bildiğin kahve. Oturun iki el tavla atın, Arnavut çayından için. Gerçekten dekor mükemmel. Bu arada kahvelerde herkes ya satranç oynuyor ya da domino. Sanırsın Japonya, gerçekten güzel, okey oynayan birkaç masa vardı mesela.

Akşam oluyor yavaştan. Çarşı’da pek çok mekan var içkili, cafe-bar tarzında. Başlıyoruz onları gezmeye, pek bir halt yok. Klasik Taksim barları tadında, müzik var, oynayan birkaç kişi var ama hepsi o. Yan masada dünya güzeli 4 kız var, yanlarında da 1 erkek. Türkçe konuştuğumuzu duyunca hemen sohbete giriyorlar, Türkçe bilmiyoruz ama çok Türk var burada diyorlar. Ne için geldinizler, neler yapıyorsunuzlar vs klasik muhabbetten sonra can alıcı soruyu soruyorlar, “Beğendiniz mi şehri?” , aslında nötrüz, ne beğendik ne beğenmedik. Bana kalsa güzel aslında, sevimli ama çekim için gelmesem Üsküp’e gelir miydim, pek sanmıyorum.

Tabi Hakan çok açık fikirli, puşt gece hayatsız yaşayamaz sanki, hemen söylüyor “Gece hayatınız berbat” diye. Tabi çocuklar da gülmeye başlıyorlar. Biz de n’oldu falan diyoruz, “Siz sadece Çarşı’yı ve merkezi gezdiniz dimi?” diyorlar. Evet diyoruz, o zaman 1 saat sonra sizinle bir yere gideriz, bakarsınız bir oraya diyorlar. 4 güzel kız, 1 çok konuşkan ve kafa çocuk, neden olmasın diyoruz. 1 saat sonra atlıyoruz arabalara, 2. Philip Stadı’nın oraya gidiyoruz. Şehrin 3-4 km dışı, Vardar Nehri’nin kenarında kocaman bir park. İçinde de en az 6-7 tane büyük club var. Şok oluyoruz tabi, o gene yazın mekanlar burada açılıyormuş. Parkta da özellikle hafta sonları büyük eğlenceler oluyormuş.

ü13

Bizi götürdükleri club şahane müzikler çalıyordu, elektronik seviyoruz, Makedon elektroniğinde bile koptuk. 1000 kişilik devasa bir alandı, çok üst düzey bir yer. Fiyatları şöyle mukayese edin, 4 vodka-enerji, 2 mojito, 5 bira ve milyonlarca shota 70 TL ödedik, güldüğünüzü görür gibiyim : )

Sabaha kadar orada eğlenip ertesi gün de yatıyoruz tamamen.

Ertesi akşam da hostumuz Kocho’nun misafirperverlik gecesi. Siz daha gece hayatını görmemişsinizdir buranın, hele bi’ gelin bakalım diyor, takılıyoruz peşine. Bir kız arkadaşının Dj’lik yaptığı bir mekana gidiyoruz, 12 gibi oradan çıkıp Çarşı’da birkaç sokak kolaçan ediyoruz. Sanarsın gündüzki turistik Çarşı gitmiş, yerine kocaman bir parti kasabası gelmiş. Gerçekten etkilendik. Sonra da bizi Kapan Han’a götürüyor. Bu ne yahu diyoruz, han ne alaka? Şöyle efendim, hanın üst katında bir bar var, oranın adı da Kapan Han, girişte güvenlikler, girişler ücretli, 1 TL haha : ) İçerisi yıkılıyor, hanın bahçesine taşmış insanlar. İnanılmaz bir ortam. Burayı daha fazla anlatmayacağım, gidin görün – sadece Cuma-cumartesi açık- belki sizler de Üsküp gece hayatında unutulmaz anlar yaşarsınız : )

ü14

Ertesi gün aslında Kosova’nın başkenti Priştina’ya geçecektik, rota değiştirmek moda oldu. Makedonya’nın güneyinde Ohrid diye bir göl ve onun kıyısında Makedonların Bodrum’u Ohrid var. Hakan dedim buraya gelmişken oraya gitmeden olmaz. Hakan’la zaten rota konusunda hiç tartışmıyoruz, tüm yükümlülük bende, Üsküp’ten Tayland’a geçelim desem olur der, o moddayız.

Şans eseri bir Türk ile tanışıyoruz, rent a car işi yapıyor. İsmi Akın, hiç öyle kredi kartı blokesi olmadan, zımbırtı prosedürlerle uğraşmadan araba kiralıyoruz. Kendisi şirketin de sahibi zaten, 2 günlük arabayı alıyoruz. Akın’ın numarası 0038971392488 , araba kiralayacaksanız dilinizi konuşan, sizden birinden kiralayın bari.

Sonra yola çıkıyoruz. Ohrid yolu üzerinde, Üsküp’ten 15 km uzaklıkta Kanyon Matka diye bir doğal güzellik var, gerçekten güzel bir kanyon ancak manyaklar üzerine baraj yapmışlar, suyu mahvetmişler. Yine de görülmeye değer.

Şimdi ki hedef ise Ohrid, önümüzde 3 saatlik bir yolculuk var. Makedonya yollarından herkes dert yanmıştı, bakalım nasılmış göreceğiz.

Direksiyonda ben, yanda kendini şarj etmiş, dinlenmiş Hakan, güneş gözlüklerimiz takılı, altımızda araba, şahane bir güneş ve hoparlörde “Güney’e Giderken”…

ü15

Bu yazı yorumu


Kaydırmak için formda tıklayın