TİRAN

Önceki Menü

tiran (1)

Makedonya’daki izlenimlerimizi aktarmıştık, herkesin “N’apacaksınız yahu Tiran’da?” söylemleri eşliğinde arabamızla Arnavutluk’un güneydeki sınır kapısından (sınır kapısı demeye 1000 şahit lazım) giriş yapıyoruz.

Arnavutluk hakikaten değişik bir yer. Kuzeye, başkent Tiran’a doğru ilerliyoruz. Anlam veremediğimiz köylerden, ne olduğu belli olmayan, estetik yoksunu şehirlerden geçiyoruz.

He bu arada öyle aman aman bir beklentimiz de yok Arnavutluk ile ilgili, ancak nasıl desem, Adriyatik’e bu kadar uzun kıyısı olan bir ülkenin bu kadar geri kalmışlığı açıkçası şaşırtıcı.

t1

 

Her yerde Elbasan tabelalarını görüyoruz, Arnavutluk’un büyük şehirlerinden biri. Şehri transit geçiyoruz, geçerken de bakıyoruz sağımıza solumuza, rezalet. Yine estetik yoksunu binalar, bozuk yollar, çorak topraklar.

Elbasan’dan sonra otoban tabelaları önümüze çıkıyor. O kadar bilgimiz yok ki Arnavutluk hakkında, para birimlerini dahi bilmiyoruz. Para da bozduramadık. G.t gibi kaldık yani. Hakan’a diyorum ki normal E5’ten gidelim, paralı yola girersek dünyanın cezasını yiyeceğiz yoksa.

Hayatımda o kadar ülkede araba sürdüm, bu yol gibisini görmedim. Abartmıyorum, Ağrı Dağı’na yürüyerek tırmansam daha az yorulurdum. E5 diye tabir ettiğimiz parasız yol bizi anasının nikahı tadında bir dağa tırmandırıyor. 1 tane bile insan görmüyoruz. O kadar çıktık ki 90 derece inişli virajlarda sürerken tırsmadım değil açıkçası.

Bu iğrenç yolda 2 saat yol almamıza rağmen 30-40 km falan gitmişiz şaka gibi. Hakan bombayı patlatıyor, “Ben Arnavutluk’un sahibi olsam, koca ülkeyi New York’ta 3+1 eve satardım.” Valla ne yalan söyleyeyim, Mykonos’ta yazlığa bile satardım ben.

Sonrasında devam ediyoruz Tiran’a doğru. Saçma sapan 6 yola açılan göbeklerden geçiyoruz. Tiran tabelasının nereyi gösterdiği bile anlaşılamıyor.

En sonunda Tiran’ın banliyölerine ulaşıyoruz, trafik oradan başlıyor öyle düşünün. Avrupa’nın en rezil trafiği – evet İstanbul’dan bile beter- kesinlikle Tiran’dadır. Trafik ışığı henüz ulaşmamış Tiran’a, sanarsın son teknoloji de henüz gelmedi. Sürücüler tamamen Allah’a emanet diye tabir ettiğimiz cinsten.

İnsanların İngilizce bilme oranı 2 milyonda 1 kişi falan herhalde. Şehir merkezini soruyoruz kimse anlamıyor, yardımcı olmaya çalışanlar bile para istiyor. Yahu yabancıyım, ülkene gelmişim, bir yol soruyorum göstersene arkadaş.

Ayrıca Adriyatik’e upuzun kıyısı olan ülkenin başkentini neden salak gibi ülkenin iç kesimine kurarlar, orası da tartışmalı. (Ankara örneği vermeyin dostlar, 1920’li yılların koşullarını ve ülkenin durumunu hepimiz biliyoruz.)

t2

Neyse, en sonunda arabayı park ediyoruz, muhtemelen Tiran’ın en lüks kafelerinden birine oturuyoruz. İngilizce bir şeyler sipariş etmeye çalışıyoruz, herkes bize bakıyor. Sanarsın tüm kafe hayatında ilk defa İngilizce konuşan birini gördü. Neyse el kol işaretleriyle çilekli milkshake’i zor da olsa anlıyorlar ve onları bitirip çekime başlıyoruz.

Çekim dediysem de olayı şu, bir tane meydanları var, ortasında da dünyanın en dandik heykeli. Bunun çevresinde 3-5 dk bir şeyler çekiyoruz. Meydanın bir tarafında bir cami var, diğer tarafında Ulusal Müze, hemen arkasında Parlamento, bitti gitti. Turist rehberi bir kız görüyorum, Karadağ’dan gelmişler, hemen yapışıyorum kıza. “Ne var burada gezilecek?” diyorum, kız da “Kusura bakmayın da neden geldiniz ki buraya?” diye soruyor. Yahu başkentte çalışan bir turist rehberi, bir turiste, “Ne işin var burada birader?” diyor. Ülkeyi siz düşünün.

Hakan’la karnımız deli gibi aç, ulan bunların ciğeri de ünlüdür diyorum. 1 tane ciğerci yok etrafta. Kafenin birine oturuyoruz, garson ilgisiz. Arabayı ertesi gün Üsküp’e bırakmamız lazım, garsona soruyorum nasıl gideriz Üsküp’e en rahat diye, yollar her yerde bozuk diyor. En son çare Akın’ı arıyorum, arabayı kiraladığımız Türk çocuğu, Akın diyorum nasıl döneceğiz biz, Akın da yeni açılan otobandan bahsediyor. Tiran’ın kuzeyinden başlayan bu otoban direk olarak Priştina’ya kadar gidiyor. Girin diyor Kosova sınırına, sınırın 15 km ötesi Prizren, oradan da güneydeki dağ yollarını takip edip Üsküp’e ulaşırsınız diyor.



t3

Bu arada dünyanın en ucuz 10 kenti sıralamasında Tiran listedeki tek başkent. Ucuzluk, fakirlik had safhada. Kızları en azından güzeldir diyorlardı, Arnavut göçmeni kız arkadaşlarım kusura bakmasın, kızları falan da güzel değildi Arnavutluk’un. (Gördüğüm kadarıyla)

Neyse yemişim Tiran’ı, hiç olmazsa gördük umuduyla Hakan’la rotayı çizerken hesabı ödüyoruz. Garsona 1 TL’ye yakın bahşiş bırakıyorum, adam sevinçten ağlayacaktı neredeyse. Hemen başlıyor şakır şakır konuşmaya, Abi devam edin siz bu yoldan, kuzey otobanından Kosova’ya kadar gidin diyor. Akın’la aynı yoldan bahsediyor.

Neyse ben Arnavutluk’tan bir an önce çıkmak adına basıyorum yola. Bu otoban macerasını Prizren yazımda detaylı olarak anlatacağım.

Bu arada küçük bir tüyo verelim, Karadağ’ın muhteşem tatil cennetleri Buda ve Kotor’a gidecekseniz eğer, Tiran’a dünyanın en kötü havayolu şirketi Pegasus’un ucuz uçuşları var. Buradan sonra ucuza otobüs bulup gidebilirsiniz, bilginiz olsun.

Sonuç olarak Tiran’a gidecekseniz, boşuna gitmeyin. Ülkenin Adriyatik kıyılarında 1-2 tane turistik yeri var ancak oraların da rezalet olduğunu duyduk.

Neyse, bu da bize acı bir tecrübe oldu.

Bu yazı yorumu


Kaydırmak için formda tıklayın