SOFYA

Önceki Menü

sofya (1)

Bu yazıya başlamadan önce başımıza gelen bir şeyden söz edelim. Şöyle ki hedefimizde Barselona ve Madrid bölümleri var, biletlerimiz alınmış, havaalanına gidiyoruz ve bir de görüyoruz ki dandik Pegasus’un dandik kontuar görevlisi bizi uçağa alamayacağını söylüyor, sebepleri de Hakan’ın yeşil pasaportunun bitiş süresine 1 ay kalmış olması.

Schengen bölgesine girerken pasaportun en az 3 ay daha geçerli olması özelliği var ancak bu bir zorunluluk değil, tamamen resmi makamlara kalmış. Pasaportlarımız harita gibi, girip çıkmadığımız ülke kalmamış, televizyon programı çekmeye gidiyoruz, İspanya polisi mi almayacak bizi iltica edebiliriz korkusuyla?

Yani sonuç olarak sizi bu sebepten dolayı uçağa almama gibi bir hakları yok, buna (sizi ülkeye sokup sokmama hakkına) resmi görevliler, yani polisler karar verebilir.

Kısacası Pegasus, kendi korkularından dolayı yolcularını mağdur ediyor. Sabiha Gökçen Havaalanı’nda Pegasus’un pasaport müdürü olarak görevlendirdiği bir andaval var, tam bir mal, orijinal. Bu herif İngilizce bile bilmiyor, bana verdiği Sivil Havacılık’ın resmi yasasını anlatan kağıttaki yazıyı bile tercüme edemedi, sinir hastası triplerine falan girdi, güler misin ağlar mısın.

Neyse efendim kısacası Avrupa uçuşlarınızda, son dakika olmadığı sürece ucuz zannettiğiniz Pegasus’u kullanmayın. Onun yerine THY’den birkaç ay önceden alırsanız mükemmel fiyatlara ulaşabileceğinizi belirtelim. Kasım’da gidiş dönüş İstanbul – Lizbon’u 350 TL’Ye aldığımı belirtmek isterim.

Ya da Alitalia, Air France, Wizz Air gibi seçenekleri deneyin, emin olun Pegasus’un dandik hizmet politikalarına, uçak uçurmayı beceremeyen pilotlarına maruz kalmazsınız.

 

Sonuçta elimizde Interrail biletleri, yanmış olan İstanbul – Barcelona biletlerimizle kalakaldık. Hemen rota yapmamız lazımdı, 1 saat içinde karar verip 8 saat içinde uygulamaya koyduğumuz yeni rotamız şu şekilde gerçekleşiyor,

İstanbul – Sofya otobüs,
Sofya – Bükreş tren,
Bükreş – Cluj tren,
Cluj – Budapeşte tren,
Budapeşte – Viyana otobüs
ve Viyana – İstanbul uçak…

Bizi asla Schengen bölgesine almazlar diyen Pegasus’un zırtapoz pasaport müdürü de yine aylar öncesinden alınmış Pegasus uçağıyla ülkeye dönünce g.t gibi kalmıştır, eminim.

Gece Pegasus’a küfür ederek uyuyor, sabahın köründe taksiye atlayıp Esenler Otogarı’na gidiyoruz. İstanbul – Sofya otobüs bileti Metro Turizm ile 60 TL, gayet makul bir fiyat.

Otobüs iyi hoş da o sınır geçişleri nedir yahu? Türkiye’ye yaz tatili için gelen gurbetçilerin dönüş yolu, kendilerine çile olduğu gibi bize de çile oluyor.

Yaz sonu özellikle Bulgaristan sınırında gurbetçilerden kaynaklı oluşan uzun kuyrukları haberlerde izlemeyeniniz yoktur, sınır kapımızdan Bulgar sınır kapısına (Arada 1 km’lik sınırsız alan mevcut) 1.5 saatte geliyoruz.

a1

Hakan yine uyuyor, yine uyuyor. Bu sefer uykuya geçen taraf da ben oluyorum. Bulgarlar Türkleri çok sevmezler ancak her sınır geçişimizde Tekirdağlı olduğumu belirttiğimde hepsi gülümseyip pasaportuma bile bakmadan damgayı vurdular. Trakya’daki pek çok kişinin Bulgar göçmeni olması aradaki bağları daha da kuvvetlendiriyor haliyle.

Bulgaristan tarafına geçince olayların ne kadar berbat bir hal aldığını görüyorsunuz, AB üyesi olduklarında AB yolları yapması ve çevre düzenlemesi için Bulgaristan’a çok yüklü bir miktar para vermiş ancak bu paraların nereye gittiği meçhul, en azından Sofya – İstanbul arasını tam randımanlı bir otoban yapmaları için Sofya – Edirne arasındaki yolu bitirmeleri gerekiyordu, hala bitmemiş.

Yağan yağmur, Sofya girişinde oluşan , bir şekilde İstanbul trafiğine benzeyen trafikle birlikte Sofya Otogarı’na giriş yapıyoruz. Ancak ne yazık ki akşam 18:30’da olan Bükreş trenini kaçırmışız. Elimizde daha önceden alınmış Interrail biletleri olduğu için (Avrupa’daki tren yolu sistemlerinde tek biletle pek çok seyahat yapmanızı sağlayan tek biletten oluşan bir sistem Interrail ) otobüse para vermek istemiyoruz. Diğer tren sabah 7’de , neredeyse 12 saat vaktimiz var, başlıyoruz şehri gezmeye.

a2

Daha önce 2 kere Sofya’ya gelme imkanım olmuştu, Tekirdağ’ı ne kadar iyi biliyorsam Sofya’yı da o kadar iyi biliyorum.

Otogardan Aslanlı Köprü’ye doğru ilerliyorsunuz, aslan figürünün özellikle Balkan ve Doğu Avrupa toplumları için ne kadar önemli olduğundan bahsetmeye gerek yok. Aslanlı Köprü’yü geçip dümdüz devam ederseniz merkeze varıyorsunuz. Ufacık bir yer Sofya.

a3

Solunuzda cami , hemen karşısında da Mc Donalds göreceksiniz, burası Sofya’nın merkezi. Hemen ilerisinde Sofya’nın İstiklal Caddesi yer alıyor.İsmi Vitosha Boulevard . Sağlı sollu kafeleri, sadece yayaya açık olan yoluyla Sofya’nın kalbi gibi burası. Biz de hemen yeni açılan Asya mutfağından yemeklerin yer aldığı kafeye kendimizi atıyoruz ve şahane gril-chicken noodle’lara gömülüyoruz.

Bu cadde genellikle Sofya’nın elit kesiminin takılma yeri, bu kadar ucuz şehir olmasına rağmen buradaki kafeler ve barlarda fiyatlar neredeyse İstanbul’a yakın. Caddenin girişindeki eski meclis binasını görmeden gitmeyin.

a4

Şehrin diğer tarafında ise turistik alanlar yer alıyor. Kocaman bir bulvardan giriş yapıyorsunuz tarihi alana. Hemen önünüzde sizi eski Bulgaristan Komünist Partisi binası karşılıyor, inanılmaz bir yapı. Komünizmin devasa yapılarının tüm özelliklerini burada görmek mümkün. Hemen yanında Ulusal Para Müzesi yer alıyor.

a5

Hemen buradan devam edince sağlı sollu birkaç müze ve güzel parklarla karşılaşacaksınız.

Daha sonrasında kendinizi büyüleyici bir yapının önünde buluyorsunuz, burası da Sofya Ulusal Tiyatro Binası, gerçekten etkileyici.

a6

Ve hemen arka tarafındaki parkın yanında ise Sofya’nın simgesi yer alıyor, Alexander Nevski Kilisesi. Gerçekten devasa bir yapı, içi de bir o kadar etkileyici. Kiliseler çok ilgimi çeken yapılar değildir ancak büyük bir kilise görürsek genelde içeri giriyor ve ne var ne yok yokluyoruz. Burası gerçekten görkemli.

 

Bu saydığımız yerler dışında pek bir şey yok aslında Sofya’da, Nevski Kilisesi’nin hemen yan tarafında da Bulgaristan Meclis’i yer alıyor, ufacık bir bina. Önünde de casinoların, lüks gece kulüplerinin yer aldığı bir meydan var, Meclis ile karşılıklı olması gerçekten ironik.

a7

Burayı da bitirip dümdüz yola devam ederseniz Eagle Bridge yani Kartal Köprüsü’ne ulaşacaksınız. Eagle Bridge’e gelmeden önce solunuzda devasa büyük bir bina göreceksiniz, burası da Sofya Üniversitesi. İlk ziyaretim 3 yıl önceydi Sofya’ya, devasa komünal binaların birleşimiyle oluşan ana kampüsü ziyaret etmek istemiştim, o dönemde öğrenci işgali altındaydı üniversite. 3 öğrencinin eğitim harçlarının yüksekliğine şikayetiyle başlayan protestoları tam zamanlı bir üniversite işgaline dönmüştü. İçeriye sadece öğrencilere destek veren profesör ve hocaların girip ders anlatmasına izin veriliyordu. Güvenlikler bile öğrencilerin bu işgaline destek veriyorlar, gece nöbetlerinde öğrencilere eşlik ediyorlardı.

a8

Daha sonra tam Eagle Bridge’e vardım diyecekken solunuzda Sofya’da görmeye alışık olmadığınız cinsten tarihi, güzel bir bina çıkacak, önünde de ülkemizin bayrağı. Bu köşk Sofya Büyükelçimizin eviymiş, valla Sofya Büyükelçisi olmak gelmedi değil içimden.

Eagle Bridge sadece sembolik, pek bir haltı yok. İlk defa kuzen Onur, Yağmur ve komşum Sinan’la ziyaret etmiştim burayı, tam bir hayal kırıklığıydı, haritada kocaman gösterilen kartal başları Real Madrid karşısındaki Menemenspor izlenimi uyandırdı.

a9

Köprünün hemen ön tarafında da devasa büyüklükteki şehir parkı uzanıyor. Burası da yazın inanılmaz hareketli.

Hakan’la bu klasik yerleri gezmeyi bitirdikten sonra akşam 10’u buluyor saat. Yapacak hiçbir şeyimiz yok sabaha kadar, otel de tutmayalım birkaç saat için diyoruz, yine cimriyiz, yine cimri…

Bari bir iki pub bulalım, oturup içelim diyoruz, önümüzden geçen iki kıza soruyoruz nerelerde içilir burada diye, sağolsunlar onlar da partiye gidiyorlarmış, bizi de davet ediyorlar. Önce parkın birinde biralarla demleniyor daha sonra da kızların dediği cluba geçiyoruz. Şöyle ki, club efsane, içerideki kitle efsane, fiyatlar ucuz, ee daha n’olsun?

Sonra canımız sıkılıyor, saat 3 gibi kızlar bizi alıp sürekli takıldıkları bir puba götürüyorlar. Misafirperverlikte üzerlerine yok. Yalnız ilginç olan şey, ben hayatımda böyle bir pub görmedim. Öncelikle bir binanın devasa kapısından içeri giriyoruz, daha sonra alt kattaki mahzene doğru iniyoruz, önümüze bir han kapısı çıkıyor. Kapıyı çalıyorsunuz, kapının ortasındaki ufacık delik açılıyor, içeriden biri sizi kesiyor, tipinizi beğenirse kapıyı açıyor. Bildiğiniz gizli bir bar. İçerisi sıcacık bir ortam, deli gibi içiyoruz, sonra kızlarla vedalaşıyoruz. Bu hikayeyi anlattığım çok arkadaşım buranın adını ve adresini istedi ancak hatırlamıyorum ne yazık ki 🙁

Sabaha kadar orada takılıp daha sonra tren garına geçiyor ve 2 saat uyukluyoruz.

a10

Sofya samimi bir şehir, fakir bir ülkenin ayakta kalmaya çalışan gururlu şehri.

Gerçekten inanılmaz ucuz, bir Marlboro’nun 1.5 Euro civarında olduğunu belirtelim.

Kızlar… İnanılmaz güzeller, Sırbistan – Bulgaristan – (ve bu turun devamında öğreneceğimiz) Romanya kızları dünya üzerinde en güzel kimiz diye tartışırlar. Ayrıca kızları da çok rahat, hemen bir şey sorsanız cevaplarlar, hiç de çekinmezler.

Ne yazık ki şehirde İngilizce bilme oranı çok yükseklerde değil. Bu konuda biraz sıkıntı çekebilirsiniz.

Gelelim gece hayatına, Trakya’da doğup büyüyen öğrencilerden %30’unun Bulgaristan’da okuyor olması istatistiğinden ve orada okuyan arkadaşların anlattıklarından biliyorduk, gittik gördük, öyleymiş. Efsane! Pek çok çeşitli bar, club, pub, her tarzdan müzik ve en önemlisi inanılmaz ucuz! Daha n’olsun?

Bu arada Balkanların tümünü gezdim gördüm, eski komünist ülkelerin de pek çoğunu gezmişimdir, komünizmi tam anlamıyla hissettiğim 2 tane şehir gördüm, hala eskiyi anımsatan, halan eskiden kopamamış, Belgrad ve Sofya.

Mesela bu turda gördük ki inanılmaz güzel bir metro açmışlar, AB Bulgaristan’ın bu komünal yüzünü yok edip Avrupai bir şehir izlenimi vermek için para hareketi sağlasalar da bu kadar fakir bir ülkeyi bir anda dönüştürmek çok zor olacak muhtemelen.

DIGITAL CAMERA

Sabah titreyerek uyanıyorum, donmuşuz resmen. Hakan’ı uyandırmasam soğuktan kalbi duracaktı, o moddaydık. Tren geliyor, bizim eski Sirkeci – Halkalı trenleri vardı ya, hani kapıları açık giden, dehşet eski, heh işte onun da beteri bir trene biniyoruz. 8 kişilik kompartıman full, bu şekilde 10 saat yol gidilir mi? Hep beraber gideceğiz.

Sofya – Bükreş trenindeyiz, muhtemelen pek çok kişinin kullanmadığı bir hat, turistik olmayan bir yerden turistik olmayan bir yere doğru yol alıyoruz.

2 gün sonra anlayacağız ki Bükreş hiç de turistik olmayan bir yer değilmiş!

Bu yazı yorumu


Kaydırmak için formda tıklayın