SELANİK

Önceki Menü

selanik

Bu yazıya bir türlü başlayamamamın sebebi, Selanik’i tam olarak tasvir edebilmekti. İnternetteki bloglarda klasik Selanik yorumlarından da çok sıkılmıştım. (Her ne kadar klasik bir başlık kullansam da) İzmir’in ikizi, Ata’nın doğduğu topraklar, kordon çok canlı, kızlar muhteşem, manzara iyi… Eee?

O kadar kolay değil benim için Selanik’i tarif etmek. Ufacık çocukken Trakya’nın bağrında büyümüş biri olarak milyonlarca kez duyduğum bu şehrin, göç ettiğimiz toprakların aslında Türkiye sınırları içinde olmadığını öğrendiğim gün tarihle yüzleştiğim, tarihi okumaya başladığım gündür.

Evet, ailemin göçtüğü topraklar, Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu, Türkiye’nin geleceği için fikirlerini oluşturduğu, Osmanlı’nın Balkanlar için en önemli liman noktası olan topraklar. Osmanlı’nın son dönemlerinde, daha özgürlükçü fikirlerin çıkmaya başladığı topraklar aynı zamanda Bitola(Manastır) ve Üsküp ile birlikte.

 

s1
Selanik’e ilk defa İtalya’ya yapacağımız yolculuk öncesi Elif’le uğramıştık. Ryan Air’den ucuza düşürdüğümüz uçak biletleri ile Selanik-Roma uçuşunu gerçekleştirmiştik. Bu arada Elif benim için çok önemli bir insan, çok iyi bir dost. Yönetmenim olduğu dönem bir hayale kapılıp 2 hafta İtalya’yı gezdik, gezi programı demosu çektik, yıllar sonra keşke o hayali de birlikte gerçekleştirebilseydik.

 

Neyse dönelim Selanik’e, Elif’le tam gezme fırsatı bulamamıştık, içimde yarım kalmıştı açıkçası. Bu sefer de programımızın çekimleri için yeni bir rota çizdik.

Yeni rota: İstanbul-Selanik-Üsküp ve Priştina olacaktı. Yazıyı takip edenler bu yazının devamında rotanın nasıl da değiştiğini, neler yaşadığımızı, ne maceralar atlattığımızı göreceklerdir.

Bu seferki yol arkadaşım Hakan. Hem en yakın arkadaşlarımdan, hem de gerçekten Türkiye’nin en genç yönetmenlerinden. En yakın arkadaşınla gezip çalışmak gibisi yok. Herifle 24 saat beraberiz, bir de geziyoruz – çok zor dostlar çoook…

 

Neyse Hakan’la rotayı yaptık planları oluşturduk. O kadar şanslıyız ki birkaç ay önce evimizde misafir ettiğimiz Yunan dostlarımız Sophia ve Despoina da Selanik’te yaşıyor. Haber verir vermez sevinçten uçtular, gidince Despoina’nın evinde kalacağız ve kendimizi onlara emanet edip Selanik’in tadını çıkaracağız.

Selanik’e gitmenin en kolay yolu Metro Turizm. 90 TL verip biletinizi alıyor, yaklaşık 10 saatlik bir yolculukla Selanik’e varıyorsunuz. THY’nin direk uçuşları da var, takip ederseniz ucuz biletler yakalayabilirsiniz.

Hakan’la atladık gece otobüsüne – favorimiz gece otobüsleri-  sınıra ortalama 3.5 saatte vardık. Sınıra varmadan önce muavin pasaportlarınızı topluyor, daha sonra geri veriyor. Sınıra gelince önce bizim bizden çıkış yapıyorsunuz. 15 TL’lik yurt dışı çıkış harcını aldıktan sonra sınırı geçiyor ve otobüse biniyorsunuz. Bu arada bana göre dünyanın en saçma şeyi yurt dışı çıkış harcı. Ben yurt dışına çıkıyorum diye neden devlete para ödüyorum kardeşim? Böyle saçmalık olur mu? Bu hatadan bir an önce dönülmelidir, bunu dünyada uygulayan tek devletiz ne yazık ki.

Neyse otobüs ortak alanda 15 dakikalık free shop alışverişi molası verdikten sonra Yunan sınırına gidiyorsunuz. İşte işin komik kısmı bu. Yunanistan’ın kuzey kısmı zaten tamamen Türk bölgesi. Dedeağaç’tan Kavala’ya kadar olan kesimde pek çok yurttaşımız yaşıyor. Kuzey Yunanistan’da Türklerle ilgili hiçbir ırkçı yaklaşım yok aksine bizleri çok seviyorlar. Aynı durum Trakya’da da yaşanır mesela, bizler de Yunanlıları çok severiz. Her ne kadar insanlar arasında bu dostluk bakiyse de Yunan sınır polisleri bu konuda çok dostça diyemeyiz. Arkadaş Yunanistan’a 10 kere gittim toplamda, bir sınır polisi de “arkadaş” vs demedi. Beklediğimiz bu dostane tavırları Bulgaristan sınırında görmek mümkün oysa ki.

Bu arada bizim sınır kapılarımız pırıl pırılken Yunan tarafının dökülüyor olması ilginç. Avrupa Birliği’nden sosyalleşme ve gelişim yardımlarını dış borçlarını kapamak için kullanınca fakir bir ülke konumunda duruyor. (Ekonomik krizlerine sonra değineceğim, aslında ortada büyük krizin de olmadığını anlayacağız hep birlikte)

Sınırda Hakan’la tuvalete gidecekken Yunan polisi “to the bus” diyor ancak böyle iğrenç bir İngilizce olamaz. Biz de gülmeye başlıyoruz, neden gülüyorsun diyor, sanane tarzında tersliyoruz ve hemen verin bakayım pasaportlarınızına dönüyor muhabbet. Tabi bizim pasaportlar yeşil pasaport – Thanks God I have mum’s advantage – bir de içleri harita gibi olmuş artık, o kadar çok geziyoruz ki. Adam bir şey bulamıyor gidin kardeşim otobüsünüze tekrarlamasıyla bizi kovuyor.

Ufak bir dip not çakalım burada da, eğer Yunanistan’a şahsi arabanızla geçiş yapıyorsanız “Nereye” sorusuna asla “Selanik” diye cevap vermeyin, uyuz oluyorlar. İngilizcede de kendi dillerinde de “Thessaloniki” ya da “Salonika” Selanik demek, bunu kullanın, boşuna 2 saat daha sınırda oyalanmayın.

 

Bir dip not daha, sınırı muhakkak gece geçmeye çalışın, inanılmaz trafik yoğunluğu olabiliyor. O haberlerde çıkan “Sınırda 24 saattir sıra bekliyorlar” tarzındaki haberlerde mikrofon uzatılan tip olmayın.

Daha sonra Hakan uyuyor, adam hep uyuyor zaten. Şöyle ki her ortamda uyurum, götüm rahat görmese de olur yani. Fakat Hakan’ın uyuma şekli başka bir sevda, herif uykuyla imam nikahı kılmış, o modda yani. Sürekli uyur mu lan bi’ insan? Uyandırmanız için tekmelemek, ağzına vurmak gibi bilimum işkenceyi yapmanız gerekiyor.

Neyse sonrasında sabah ışıklarıyla birlikte şehre varıyoruz. Otobüs şehre yaklaşırken evler bembeyaz renge dönüşmeye başlıyor, Ege ve Akdeniz’deki güneş panelleri Selanik’teki tüm evlerde mevcut. Güzel bir bina manzara eşliğinde Selanik’e giriyoruz.

Hemen yanımızda oturan adam Selanik’in dışındaki sanayi mahallelerinden geçerken “Ne var bu Selanik’te, bu mu yani?” diye sitem ediyor. Lan dallama niye geldin o zaman araştırmadan etmeden. Neyse otobüs yanaşıp inince adamın hikayesini anlıyoruz. Bu adamın Yunanistan’dan uzun süreli tekrar Schengen’i alması gerekiyormuş, onun için de Yunanistan’da 2 gün geçirmesi gerekiyormuş, bu adam da atlamış gelmiş Selanik’e. Atatürk’ün evine git dedim, Ankara’da değil miydi o dedi. Yani ben hayatımda bu kadar bilinçsiz, dallama bir turist görmedim. Neyse adamla makarayı bırakıp atlıyoruz otobüse.

Peki kardeşim neresi bu Selanik’in merkezi? Şimdi şöyle ki Selanik önüne almış Ege denizini, arkasını da yaslamış Olympos dağlarına (tam arkası olmasa bile), kordonu aynı İzmir gibi. Bu kordonda bir adet Beyaz Kule var, şehrin simgesi. Bir de denize dik sokaklarından birinde yer alan kocaman Aristotales Meydanı var, heh işte bu kule ile meydan arasında yer alan kordon kenarı yer Selanik’in merkezi oluyor.

 

O kadar şanslıyız ki Despoina Beyaz Kule’nin dibinde oturuyor. Otobüsle gidiyoruz, bizi durakta karşılıyorlar. Çok özlemişiz birbirimizi, dördümüz birden özlem gideriyoruz. Avrupa’nın çeşitli noktalarında dostlarımız var ancak Despoina ve Sophia artık resmen bizlerden.

Çantaları evine atıyor, biraz dinlendikten sonra şehri gezmeye başlıyoruz. Selanik aşık olunacak bir yer gerçekten. Kordonu, masmavi denizi, bembeyaz evleri, renkli gece hayatı, samimi insanları… Yani yok oğlu yok.

 

Turumuza denizden değil, içerideki merkezden başlıyoruz. Şimdi efendim şöyle ki, eskiden tüm şehir surlarla çevriliymiş. Beyaz Kule deniz tarafındaki kaleymiş, iç kesimde ise şehrin giriş kapısı Kamara bulunuyormuş. Aralarındaki sur bağlantısı şimdi yok, şehirde sur yok hatta fakat Beyaz Kule ve Kamara dimdik ayakta.

s7

Daha sonrasında oturuyoruz bir şeyler yiyoruz. Yunan alfabesini anlamanız mümkün değil ancak hemen her yerde İngilizce menüye rastlamak mümkün, hatta bazı yerlerde Türkçe menüyle bile karşılaşabiliyorsunuz.

Hakan Bey aç tabi, dayanamıyor yemeden. Selanik’te kafe kültürü çok yaygın. Her adım başı kafe, kafeler de gerçekten çok şık ve fiyatlar Euro olmasına rağmen ucuz. İnanılmaz güzel peynirli börekleri var, bizdekinden daha farklı yapıyorlar, ince ve az katmanlı hamura bol peynir. Bizdeki gibi de ekşimiği dayamıyorlar, hakiki peynir ve bol! Of yine karnım acıktı!

Daha sonraki adres ise bizler için çok önemli olan Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu ev. Ev şu anda Türkiye Cumhuriyet Selanik Başkonsolosluğu ile aynı bahçeyi paylaşıyor. Yani Atatürk’ün evi Türk toprakları sayılan bölgenin içinde. Müze pazartesi hariç her gün açık ve yetkilileri bu hususta tebrik etmek lazım ki giriş ücreti diye bir şey yok. Kapıyı çalmanız ve kimliğinizi vererek içeri girmeniz mümkün. Kapıdaki çalışanlar da çok kibar ve çok yardımseverler.

s8

Biz de Türkiye’den ayrılmadan önce konsolosluğun adresine mail atmıştık. Cevap alamamıştık ve çekim yapıp yapamayacağımızı bilemiyorduk – yapamasaydık hakikaten üzülürdüm. Kapıdaki güvenliğe Beyaz TV’den geldiğimizi ve mail attığımızı belirtiyoruz. Hemen konsolosluk görevlilerini arıyor ve bizleri biraz bekletiyorlar. 5 dakika sonra Sedat Bey geliyor, kendisi Başkonsolos Tuğrul Bey’in sağ kolu resmen, maile cevap veremedikleri için üzgün olduğunu söyleyip çekim yapabileceğimizi söylüyor. Konsolos Bey ile de 3 gün sonra röportaj yapabileceğimizi söylüyor. O gece de Selanik Belediyesi’nde Türk musiki konseri vermiş, bizi oraya davet ediyor. Selanik’te evimizde gibiyiz.

Atatürk’ün evi 3 katlı, en alt katta şu anda “Atatürk ve Çocuk” temalı , çocuklara yönelik bilgilendirici şeylerin olduğu odalar var. Giriş katı 3 odadan oluşuyor, soldaki ilk oda mutfak. Üst kat ile de plan aynı ve tüm bu odaları Atatürk’ün 4 dönemine ayırmışlar. Selanik, Manastır, İstanbul ve Ankara dönemleri. Odalarda görüntüler ve ses eşliğinde Atatürk’ün şehirlerdeki dönemlerine ait bilgilendirici videolar var.

Atatürk en üst katta, sağdaki odada dünyaya geliyor. Soldaki odada ise girince insanın tüylerini diken diken eden, birebir boyuttaki Ata’mızın balmumu heykeli yer alıyor.Görünce etkilenmemek mümkün değil, tüylerimizi diken diken oluyor. Bu arada içerideki Türk turist sayısı gururumuzu kabartıyor, sadece bu evi ziyaret etmeye gelen dahi binlerce insan var.

Yalnız oradaki vatandaşlarımızın bazıları sitemkardı. Evin içindeki eşyaların Türkiye tarafından restorasyon amacıyla alındığını ve geri gönderilmediğini iddia ediyorlardı. Daha sonra Konsolos Tuğrul Bey ile yaptığımız röportaj sonrasında 50 parça eşyanın tekrardan buraya gönderileceğini öğreniyoruz.

İşin ilginç yanı – programı da izleyenler bilir- 2 tane doğma büyüme Selanikli arkadaşımız ile burayı dolaşmaktı. Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti hakkında neredeyse tüm tarihi bilgileri verdik, etkilendiler. Daha önce hiç burayı ziyaret etmemişlerdi. Eğitim sistemlerini sordum, eğitim sistemlerinde Atatürk’ün yerini. Onlar da tarihsel olaylarda isminin geçtiğini ancak özel olarak Atatürk’ün kötülenmesi gibi bir durumun asla söz konusu olmadığını söyledikler. Balmumu heykeli gezerken kızların yüzündeki şaşkınlık ifadesini görmek ise bizleri şaşırtan en önemli olaydı. Gerçekten çok etkilendiler.

s10

Daha sonra çekimleri bitirip bahçeye çıktık. Tam o sırada bir grup evin önünde fotoğraf çekiyorlardı. İçlerinden birisi de “Ya ben Edirneliyim, üzerimde İstanbul tişörtü” deyince dayanamadım atladım muhabbete. “Aa abi ben de Tekirdağlıyım ya naber? Nereden geliyorsunuz?” dedim adam da sağolsun gülerek yanıma yaklaştı ve elini uzattı, “Sen Onur olmalısın, sizi bekliyorduk biz de, merhaba ben Başkonsolos Tuğrul Biltekin” dedi ama benim laubali laf atmamı ve Trakya gevşekliğimi hiç bozmadan, dostane bir şekilde yaptı bunu.

Karşımda en fazla 30 yaşında gösteren, enerjik, yakışıklı bir adam. Hakan’a döndüm, “Oğlum bu konsoloslar hep yaşlı olmuyor muydu?” diye sordum. Tuğrul Bey gerçekten inanılmaz biri, diplomatik resmiliği görmeniz mümkün değil, genç bir diplomat. Kendisini 3 gün sonraki röportaj sürecimizi anlatırken daha yakından tanıyacağız.

Daha sonrasında ise yavaş yavaş Ano Poli’ye tırmanma vakti. Kamara’dan dümdüz yukarı çıkarsanız direk olarak Ano Poli’ye varıyorsunuz. Şöyle ki efendim, Ano Poli şehrin kuzeyinde yer alan ve müthiş Selanik manzarasına sahip tepenin ve oluşturduğu eteklerin yer aldığı bölge. Çıkarken Osmanlı mimarisindeki şirin evleri görmek mümkün. Gerçekten çok etkileyici.  Sıcakta biraz çıkması zor olsa da tepeye veriyoruz. Ano Poli’den Selanik’i görüp de aşık olmayan kişi kesinlikle salaktır. Alın sevgilinizi, gidin evlenme teklifi edin valla, hayır diyebileni bulamazsınız.

s11

Selanik çok turistik bir yer değil açıkçası, en büyük turist yoğunluğu Türkler ve Çinliler. Ah o Çinliler, her yerdeler lan! Ano Poli’nin tepesinden muhteşem manzarayı fotoğraflayan, öpüşen, bir şeyler içen insanların neredeyse tamamı turist.

Bizler de pek çoğu ile sohbet ediyor, Selanik hakkında konuşuyoruz. Sonra Sophia Onur yeter bu kadar çekim, şimdi içme sırası diyor. N’olduğunu anlamadan kendimi Ano Poli’nin sırtında, şahane bir tavernada buluyorum. Şuna da açıklık getirelim, bizdeki taverna böyle milletin salak salak tabak çanak kırıp eğlendiğini sandığı saçma sapan yerler. Yunanlılarda ise oturup bir şeyler yiyip içebileceğin, Uzo’nun tadına varabileceğin keyif noktaları.

Bira, ahtapot, balık salatası ve levrek söylüyoruz masaya. Biz Yunanlılar ile yok rakı bizim, yok baklava da bizim vs diye tartışa duralım, kesin ve net bir şey var ki, deniz ürünleri ve meze konusunda Yunan ve Rumların üzerine tanımam.

Şimdi gelelim yine Hakan’la yaşadıklarımıza. Adam balık yemiyor, deniz ürünü yemiyor ve bira sevmiyor. (Daha sonraları Hakan’ın benimle takılmaktan bira manyağı olduğu anlara da şahit olacağız) Böyle yol arkadaşı mı olur? Neyse ki yanımda çok tatlı 2 tane Yunan kız, daha sonradan yanımıza katılan onların bir arkadaşı, enfes bir manzara ve Ege’nin açıklarında batan güneş. Daha n’olsun?

Yemeği bitiriyor eve dönüyoruz. Bizim kızların arkadaşı Maria da bize katılıyor. Ve akşam eğlence vakti.

Her erkeğin merak ettiği, döndükten sonra bile 500 arkadaşımızın sorduğu gibi, Yunan kızları nasıl? Öncelikle Yunan kızları tipik değiller, her çeşitten Yunan’a rastlamak mümkün. Ancak çok net olan bir şey var ki, inanılmaz güzel olmasalar bile –Belgrad yazımıza az kaldı- dünyanın en cana yakın ve rahat kızları. Dünya umurlarında değil, tamamen eğlenceye endeksli takılma stilleri var. Güzel de eğleniyorlar. Bizim kadar duygusal bir millet olmamanın da etkisi var bunda.

Akşam etrafı kolaçan ediyor ve birkaç bar geziyoruz. Bana göre Selanik gece hayatı şehri değil, hatta Üsküp ile birlikte Avrupa’nın en kötü gece hayatına sahipler bence. Ancak ne hikmetse şehir çok eğlenceli.

 

Bu arada Selanik’e gelmişken mutlaka bizde rakı-balık diye tabir edilen aktiviteyi gerçekleştirin. Güzel bir Selanik manzarası eşliğinde, Uzo ve deniz ürünleri ile donatın masayı. Kıyın paraya, bu zevk her yerde yaşanmaz.Uzo’yu da her zaman rakıya tercih edeceğimi belirteyim. En iyi Ouzo’ları bence kesinlikle Plomari, en güzel Ouzo’ların da Midilli Adası’nda üretildiğini belirtelim.

 

Ertesi gün kordon tarafına iniyoruz. Beyaz Kule ve civarı. Beyaz Kule neden beyaz diye soruyoruz mesela, onlar da bilmiyorlar. Eskiden kule Osmanlı döneminde tamamen beyaz renkteymiş, özel bir alçıdan yapılmış. Ne olursa olsun bu rengi değiştirememişler, kuleye yakından baktığınızda dahi o alçı beyazlıklarını görmek mümkün.

s14

Şansımıza o gün şehirde Guinnes Rekoru kırılıyor. 1100 kişi aynı anda salsa yapacak. Aristotales Meydanı’nın denizle buluştuğu noktada büyük bir alan hazırlanmış. Herkes aynı tişörtleri giymiş, hemen gidiyoruz tabi ki çekime. Hakan’a zaten salsa demeyin, bayılıyor dans eden kızların orasını burasını çekmeye : ) Şaka bir yana çekim için de eğlenceli oluyor ve gidiyoruz. Yunanistan’ın her yerindeki dans okullarından gelen insanlar inanılmaz bir koreografi oluşturuyor. Bu tarihi ana tanıklık etmek de güzeldi açıkçası. Gecesinde ise bizi bir Latin bara götürüyorlar. Bu organizasyona katılan herkes orada, dehşet dans ediyorlar. Biz de Hakan’la sap sap birbirimize bakıyoruz. Lan biz hiç dans edebilir miyiz? Neyse…

 

Bu arada biraz kordondan da bahsedelim. Şöyle ki, kordon İzmir’in aynısı. Cıvıl cıvıl insan seli. Özellikle denize nazır kafeleri – akşamüstleri yavaş yavaş club havasına dönüşüyor- çok güzel kızları, lüks arabalarıyla her yer Nişantaşı havasında. Siz de bira ya da frappenizi yudumlayın mutlaka.

s16

Akşamında ise Kamara tarafına gidiyoruz. Şimdi efendi özellikle geceleri Selanik ikiye ayrılıyor. Kordon tarafı Selanik’in modern ve zengin yüzü. Kamara ve arka tarafındaki parklar ise – Kamara’nın hemen önündeki kilisenin arkasındaki park dehşetle tavsiye edilir- tam bir öğrenci cenneti. Ufak publar, ucuz şarap noktaları, sokakta-ayakta takılan gençlik. Polis bile burayı sallamıyormuş, herkes kendi halinde takılıyor. Muhtemelen Selanik’e giden çoğu insan bunu bilmiyordur. Thanks to Sophia and Despoina. Yerel dostların büyük hediyesi!

Ertesi sabah 11’de randevumuz var Konsolos Tuğrul Bey ile, peki biz gevşekler kaçta gidiyoruz, saat 12’de. Sebep? Hakan da ben de uyanamıyoruz. Yaptığımız bu büyük ayıba rağmen Tuğrul Bey sağolsun sorun değil nihayetinde bizi karşılıyor. Bu sefer Atatürk’ün evinin hemen yanındaki Türkiye Cumhuriyeti Selanik Başkonsolosluğu’nun bahçesindeyiz. Tuğrul Bey ile detaylı bir biçimde Selanik’i, Atatürk’ü ve Yunanistan’daki Türk nüfusunu konuşuyoruz. Dediğim gibi Tuğrul Bey genç bir diplomat, eşi Finlandiyalı, ikisi de Afganistan’da görevdeyken tanışmışlar, 3 çocukları ve yerinde durmayan bir köpekleri var. Kısacası mutlu bir aile hayatı. Biz Tuğrul Bey’i ekip olarak çok sevdik, görev süresi önümüzdeki yıl dolacakmış. Yeni görev yerinde de gider ziyaret ederiz valla, neden olmasın. Bizlere yaptıkları misafirperverlik için Tuğrul Bey’e ve tüm Selanik Başkonsolosluğu çalışanlarına teşekkür ederiz.

Bu arada kısa bir olaya değinelim. Konsolosluğumuzun önünde büyük bir polis otobüsü ve birkaç polis bekliyor. Buna rağmen arada bazı ırkçılar tarafından konsolosluğun bahçesine molotof atılıyormuş. Yakalanmaları çok zormuş çünkü genelde bu saldırganlar motosikletle molotofu attıktan sonra Selanik Üniversitesi’ne kaçıyorlarmış. Üniversite gerçekten çok yakın. Yunanistan’da üniversiteye polisin girmesi yasak. Polisin içeriye girebilmesi için savcıdan izin alması lazım. Savcının da rektörden izin alması gerekiyormuş. Yani tamamen özerk bir yapısı var.

Bu arada Selanik Üniversitesi Yunanistan’ın en büyük üniversitesi, kampüste cuma geceleri yapılan öğrenci partilerini kaçırmayın derim, unutulmaz anlar yaşayabilirsiniz : )

Selanik’e gitmişken 1 saat uzaklıktaki muhteşem plajların, şahane denizin ve güzel gece hayatının merkezi Chalkidiki’ye de uğramadan dönmeyin.

Biz klasik rotayı – Selanik-Atina – izlemiyor ve otobüsle Makedonya’nın başkenti Üsküp’e doğru yola çıkıyoruz.

Sabah otobüsü, bizim kızlar olmasa Hakan’ın yine uyanacağı yok. Selanik-Üsküp arası otobüsle lüks öğrenci servisleri, çok rahat, 20 Euro da ücreti.

Tavsiyelere uyar ve şehri biraz daha yerel yaşarsanız Selanik hafta sonu kaçamağı için ideal bir yer.

PS: Yunan birasi Mtyhos’u, Uzo Plomari’yi, ahtapot kızartmasını ve çeşitli frappelerini denemeden dönmeyin.

: ) Ciao ciao…



Bu yazı yorumu


Kaydırmak için formda tıklayın