PRİZREN

Önceki Menü

prizren (1)

Tiran’ın kuzeyindeki otobana yine çok kötü yollardan ulaşıyoruz. Otoban ücretsiz, daha yeni bittiği için henüz gişe falan koymamışlar. Avusturya ve Avrupa Birliği’nin ortak katkılarıyla yapılmış bir otoban. Balkanlar için otoban demek nimet demek. Gerçekten çok önemli çünkü dağlık araziler arasında bu yolları yapabilmek Balkanlardaki hiçbir ülkenin ekonomisinin kaldırabileceği bir hadise değil.

Otoban inanılmaz çorak dağların arasına kurulmuş. Tertemiz yol, neredeyse araba geçmiyor. 1-2 tane benzinlik gördük yolda, hepsi o kadar. Hayalet bir yolda ilerliyoruz. Benzinimiz bitti bitecek, ağlıyorum resmen. Tam bir tünele girecekken sağda polis arabası duruyor, hemen durup soruyorum benzinlik nerede diye. Ben ne bileyim kardeşim tadında bir cevap veriyor. Hay ben senin deyip yanında ayrılıyoruz. Benzin bitiyor, bitse ne kadar yürüyeceğimiz belli değil, Hakan’ın dünya umrunda değil. Merak etme kanka ya buluruz modunda takılıyor herif.

p1

Kilometre tuttum, 23 kilometre sonra benzinlik gördük ancak ters tarafta. Benzinliğin sahibi ortadaki bariyeri kesmiş, bizim şeritteki arabalar da geçebilsin diye. Avrupa’da asla göremeyeceğiniz manzaralar bunlar. Ancak hayat kurtardı desek yeridir. Benzini fullüyoruz, biraz daha yol aldıktan sonra bu iğrenç, sıkıcı dağlık otobandan karşı vadide yer alan şahane göl manzarasını görüyoruz. Gölü geçer geçmez de bizi Kosova sınırı karşılıyor.

İlginç bir şeydir ki Arnavutluk’un burada çalışan sınır personeli yok, varsa da biz görmedik, kimse pasaportumuza bile bakmadı. Kosova sınır kapısına yanaşıyoruz, pasaportları uzatıyoruz, İngilizce olarak Kosova’dan transit geçip Üsküp’e geçeceğimizi, televizyoncu olduğumuzu söylüyoruz. Ablamız da çok tatlı bir şekilde, “Türkçe konuşsana çocuğum.” deyip gülümsüyor. Eşi Türk, kendi de Türk kökenliymiş. Prizren’de yaşıyorlarmış. Hoşgeldiniz diyerek bizi dünyanın en yeni ülkesine alıyor.

Kosova hakkındaki siyasal geçmiş, nasıl kurulmuş vb merak edilenleri Priştina yazımızda bulabilirsiniz.

p2

Sınırdan 15 km sonra karşınıza Kosova’nın 2. büyük şehri Prizren çıkıyor. Kosova’da şöyle bir durum var, Prizren tamamen Türk, Priştina tamamen Arnavut. Türk ve Arnavut (çoğunluğu Arnavut) ve azınlıktaki Sırplardan oluşan bir ülke Kosova.

Prizren’e giriş yapıyoruz, çok vaktimiz yok. Biraz şehri turlayıp, efsane köftelerinden yiyeceğiz, sonra da yolumuz Üsküp.

Şehir bildiğiniz Safranbolu, muhteşem Osmanlı evleri, tepede kalesi, ortasından geçen nehriyle çok tatlı bir kasaba görünümünde. Arabayı park ediyoruz. Para çekmemiz lazım, yine cahil cühela gibi gelmişiz Kosova’ya, adamların para birimini bile bilmiyoruz ve şok oluyoruz. Evet şöyle ki, Kosova’nın para birimi Euro. Bildiğiniz Euro yani. Balkanlarda Euro görmek şaşırtıcı aslında.

p3

Neyse para çekerken takım elbiseli bir arkadaşa rastlıyoruz, Türkçe bir şeyler soruyoruz, adam hemen misafirperverliğin dibine vuruyor. “Öncelikle şehrimize hoşgelmişsiniz, umarım beğenmişsinizdir, çok da güzel vakit geçiresiniz.” tarzı tatlı bir şiveyle yemek yenecek köfteciyi 15 dakikada söylemeyi başarabiliyor.

Merkezde, nehrin kenarında pek çok köfteci var. Adını unuttuğum (en ünlüsü ne diye sorsanız herkes aynı yeri gösterir) şık bir yerde, nehrin kenarındaki masalara çöküyoruz. Üsküp’ten alışığız büyük büyük enfes köftelere, sağolsunlar hemen kaşarlı kocaman köftelerimizi getiriyorlar. Yanına da bira, hafif esiyor, manzara şahane. Oturup yemeklerimizi yiyoruz. Şehirde ufak bir turun ardından şimdi Üsküp’e gitme vakti.

p4

Bu arada şehir ufacık, çok tatlı. Herkes Türkçe konuşuyor, kaleye çıkıp vadideki muhteşem Prizren manzarasını izleyebilirsiniz. Yolunuz Kosova ve civarına düştüyse, 1 gününüzü bu ufak, turistik olmayan – ancak turistik olmayı hak eden- güzelim kasabaya ayırın.

Prizren’den çıkıp Üsküp’e gidecekseniz 2 yolunuz var, ya Priştina’ya gidip oradan güneye ineceksiniz, ya da dağ yollarını takip ederek direk olarak Makedonya sınırına ulaşacaksını.

Biz dağ yolları kısmını seçiyoruz. Prizren’den biraz uzaklaşıp dağ yoluna girince nehrin dağdan aktığı noktada kocaman bir park görüyoruz. İnsanlar mangal yapıyor, parklarda takılıyor, güzel bir dinlenme yeri Prizrenliler için.

20 dakika gerimizdeki Arnavutluk bu kadar çorakken bu dağ yolunun resmen yağmur ormanları gibi olması bizi şaşırtıyor.

Dağ köyleri öncelikle Müslüman köylerden oluşuyor, bizim Türk köylerinden pek bir farkı yok. Daha sonra ise Hıristiyan köyleri başlıyor, onlar biraz daha lüks villalardan oluşuyor. İlerilere doğru bazı büyük kasabalardan geçiyoruz, Güney Kosova’da dağların ortasındayız, kasabadaki herkes çok güzel, bazı kasabalarda limuzinler falan dolaşıyor, etraf İsviçre’nin dağ köyleri gibi. Şok oluyorum, sonra durup soruyorum yolda gördüğüm bir kadına siz kimsiniz ablacım diye. Buradaki tüm kasabalar Sırp kökenliymiş. Gerçekten büyük bir zenginlik hakim.

Tamam, Kosova Sırbistan’dan ayrılıp ülke oldu ancak ben Sırpları Kosova’nın kuzeyinde zannederdim, demek ki güneyinde de Sırp bölgeleri varmış.

Sonrasında dağ yoluna tamamen karanlık çöküyor. Bu yolda karanlıkta sürmeyi tavsiye etmem, tehlikeli ama zevkli. Bir anda önümüzde 6 tane Hummer beliriyor, zengin , limuzinli Sırp köylerinden sonra Hummerlar görmek daha da şaşırtıyor bizi. Sonra bu Hummerların Kosova Devlet Başkanı’nı taşıdığını araçların önündeki flama-bayraklardan anlıyoruz.

Bu arada hemen değinelim, bu bölge Şar Dağları diye geçiyormuş, gerçekten ziyaret edilmesi gereken bir bölge. Makedonya’nın kuzeyinden başlayan ve Kosova’nın içlerine doğru uzayan bir dağ. Gerçekten doğa harikası.

p5

Sonrasında Makedonya sınırına varıyor, Üsküp’te kendimizi eve atar atmaz da ertesi gün yol alacağımız Priştina için hazırlanıyoruz.

Ertesi gün dünyanın en yeni başkentinde olacağız. Forumlarda-bloglarda hakkında çok bilgi bulamadığımız, tamamen sürprizlerle dolu bir yere adım atacağız.

Bu yazı yorumu


Kaydırmak için formda tıklayın