LJUBLJANA

Önceki Menü

ljjubljana

Söylemesi zor, yazması zor, zor oğlu zor.

Muhtemelen Avrupa’nın nerede olduğu en az bilinen başkentine doğru yol alıyoruz.

Zagreb’ten  her saat başı kalkan otobüslerle Ljubljana’ya ulaşmak çok kolay. Yol ortalama 1.5 saat sürüyor, genelde Zagreb – Münih arası otobüsler kalkıyor ve Ljubljana da bu otobüslerin uğradığı duraklardan birisi.

l1

Hırvatistan Schengen Bölgesi’nde yer almamasına rağmen Avrupa Birliği üyesi, Slovenya ise AB’nin gediklilerinden, 2004’te parçası olmuşlar birliğin.

Sınır geçişi çok rahat,Hırvat ve Sloven görevliler yan yana kabinlerde oturuyor, hiç bekletmeden damgayı vuruyorlar.

Slovenya  Avrupa’nın en yeşil ülkesi. Ufacık ülke olduğuna bakmayın, bir yanını Adriyatik’in kuzeyine, bir yanını İtalya’ya, kuzeyini de Alplere yaslamış, bir taraftan da Balkanlara bu kadar yakın. Avrupa’nın en yaşanılası ülkesi muhtemelen.

Slovenya nüfusu 2 milyon, Ljubljana ise ortalama 400bin civarında. Ülkenin bir ucundan diğer ucuna arabayla 2.5 saat sürüyor, küçüklüğünü siz düşünün.

Ülke 2.5 saatte bitiyor ancak ülkenin her yeri turistik. Bir yandan Alplerin çevrelediği kasabalar, bir yandan şatolarıyla ünlü vadiler, diğer yandan Adriyatik kıyısındaki şehirler…

l2

Ljubljana ortasından akan Ljubljanica Nehri’nin çevrelediği dağlarla, tepedeki kalesiyle, nehir kenarında şirin kafeleri, publarıyla gerçekten tam bir cennet.

Hakan’la tren garındaki lockera günlüğü 3 Euro’dan valizlerimizi atıyor ve şehri gezmeye başlıyoruz. İlk izlenimler muhteşem, sokaklar sakin. Tatlı bir kalabalık var. Ben hayatımda bu kadar Britanyalıyı Britanya’da bile görmedim, turist popülasyonu inanılmaz.

Ljubljana merkezini bitirmeniz – tabiki de yürüyerek- totalde 2 saat. Ufacık meydanında pembe kilisesi, şirin köprülerle iki yakanın birbirine bağlanması, nehirde yapılan turlar, nehir kenarındaki şirin publar gerçekten görülmeye değer.

l3

Akşamüstü Ljubljana’daki hostumuzla buluşuyoruz, adaşım Onur. Boğaziçi’nde okuyormuş, Erasmus Plus projesi ile orada staj yapıyordu. Sağolsun kendi de programımızın bir parçası oldu, başladık gezmeye.

Şöyle ki, Cuma günleri merkezde bir Pazar kuruluyor. Slovenya’nın her yerindeki yabancı mutfaklar burada stand açıyor, yemek satıyorlar. Tayland’tan, Türk mutfağına, Fransız’dan Brezilya mutfağına kadar her şey mevcut. Yan tarafa da dünya kadar piknik masası koymuşlar. Yemeklerini alanlar, biralarıyla, şaraplarıyla oturup güzel bir sosyalleşme yaşıyorlar.

Onur’un patronuna bile rastladık orada, adam zorla beyaz şarap içirtti bize, sevmem diyorum, devam et götür götür diyor. Adam trilyoner, çalışanlarıyla oturmuş iş çıkışı yemek yiyor, algı güzel bayağı.

Sonra kaleye çıkıyoruz. Ljubljana Kalesi’ne eşeklik edip bizim gibi yürüyerek çıkmayın, ölüyorsunuz resmen. Ancak çıkarken kademeli şekilde artan manzara, güzellik görülmeye değer. Kaleye diğer bir çıkış alternatifi ise teleferik, deneyiniz efendim.

l4

Kalenin içinde pek bir cacık yok, öyle aman aman Ortaçağ geyiği falan dönmüyor. Ancak kalenin içinden yükselen kuleden utanmasanız tüm Slovenya’yı göreceğiniz dehşet bir manzara mevcut. Denemeden olmaz diyerek 3’er Euro bayılıyor ve tepeye çıkıyoruz. Yahu zaten yükseklik korkum var, benim için inanılmaz bir tecrübeydi. Anonsu zor aldım öyle söyleyeyim.

Kalenin içindeki kulenin tepesindeki manzarayı tarif edecek şair daha bulunamadı, kısaca tüm şehir ayaklarınızın altında, kuzeydeki Alpler, Alplere doğru uzanan yemyeşil vadiler… Gerçekten nefes kesici.

l5

Yavaş yavaş akşam oluyor, yine CS vasıtasıyla Onur’un 2 tane Fransız misafiri geliyor. Fransız kızlar iyi hoş, tatlılar ama insan hiç mi İngilizce bilmez kardeşim? Fransızlardaki bu sorun – az çok konuşabiliyorlardı ama neyse- gerçekten çok yaygın bir problem haline geldi Avrupa’da.

Neyse, sizlere Ljubljana için, tur rehberlerinde yazmayan, öyle kolay kolay bulamayacağınız, bizim de Onur sayesinde öğrendiğimiz şahane bir yerden bahsedeceğim.

l6

Metelkova…

İsmi ilginç, şöyle ki alternatif gençliğin adresi burası. Bizi de en çok etkileyen parçası oldu Ljubljana’nın. Yugoslavya dönemi Metelkova bir askeri üsmüş, böyle 10-15 binalık, 2-3 sokaklık ufak bir bölge. Daha sonra Slovenya ordusu da burayı üs olarak kullanmış. 93 yılında ordu burayı terkedince ne kadar sanatçı, entelektüel var buraya çöküp her tarafı boyamışlar, alternatif bir yaşam yeri haline getirmişler.

Metelkova denilen alanın içinde 4-5 tane pub, 3 tane club, 1 tane hostel  var. Akşamları tüm gençlik burada. Devlet bu gençlere demiş ki, siz benim güzel büyüleyici diye pazarlanan Ljubljana merkezinde takılmayın, gidin hepiniz oraya ne bok yiyorsanız yiyin. Yani bir nevi Kopenhag’taki Christiania . Polis dokunmuyor içeriye. Herkes özgürce takılıyor, biralar 1’er Euro mesela. Ucuzluk had safhada.

Şimdi bu kadar anlatınca aklınıza içeride tinerciler, uyuşturucu kullananlar vs gibi it kopuk doludur, burası tehlikelidir gibi düşünceler gelebilir, tam tersi hayır efendim, içerisi gayet güvenli, herkes herkesle tanışıyor. Tanıştığım bir Slovenyalı kızla Yugoslavya ekonomisi falan konuşmuştum, siz düşünün.

l7

Burada iki gece takıldık, cuma gecesi yerde oturmaya bile yer olmazken cumartesi gecesi ortalama yarıya inmişti. Buranın olayı cuma gecesiymiş yani, haberiniz olsun.

Böyle alternatif yerler görmek, tüm binalardaki ihtişam, yapılan şahane boya ve grafiti çalışmaları gerçekten görülmeye değer.

Veeee… Girerken bu bölgeye hemen sağda, yerin altında bir techno club var, girişi 5 Euro, burada 5 Euro verilir mi lan demeyin, girin. Ben hayatımda böyle bir ortam görmedim, o derece. Onur’la Hakan’ı zor çıkardım içeriden.

Son gecemizde de bu şahane club’tan çıkıp 10 dakika uzaklıktaki tren garına gidiyoruz. Saat 5, gözlerimizden uyku akıyor. 2 saat sonra Slovenya’nın kuzeyindeki Avrupa’nın en güzel doğa harikalarından biri olan Bled’e gideceğiz, tren sabah 7’de.

Ve tarihte bir ilk yaşanıyor, ben uyuyorum Hakan ise tren saatini bekliyor. Oh olsun!

Bu güzel şehre veda ederken adım kadar emin olduğum bir şey var, yine kavuşacağız!
Tavsiyeler: Mesela zahmet edip Venedik’e gittiyseniz, lütfen g.tünüzü kaldırıp Ljubljana’ya da uğrayın, direk uçaklar pahalı olduğu için Hırvatistan, Macaristan, Avusturya ya da İtalya gezilerinize Slovenya’yı mutlaka dahil edin, pişman olmayacaksınız, Onur demişti dersiniz.

l8

Bu yazı yorumu


Kaydırmak için formda tıklayın