HAVANA

Önceki Menü

havana

Bu yazıyı yazdığım güne kadar 24 ülke gezdim, yüzlerce şehirde bulundum, inanılmaz maceralar yaşadım, yapmadığım çılgınlık kalmadı, hepsini de kalemimin yettiğince yazmaya çalıştım, yazmak kolaydı, klavyenin başına geçip başlıyorsunuz anılarınızı tazelemeye.

a1

Ancak söz konusu Havana olunca muhtemelen klavye başına oturup da “ne yazacağım hocam ben” diye hiç bu kadar uzun soluklu düşüneceğimi hayal etmezdim.

Devrimin başkentini, dünyanın en merak edilen şehrini yazmak hiç de sanıldığı kadar kolay değil.Çünkü nereden başlanacağı tam bir muamma.

Havana bir rüya, dünyada mutlaka herkesin mutlaka ziyaret etmesi gereken, hatta bir daha ve daha da ziyaret etmesi gereken bir şehir. Bir şehirden çok daha ötesi aslında.

Şairene girişimden sonra başlıyoruz yazmaya, öncelikle bu yazıyı okumadan önce yine yazdığımız “Küba Gezi Rehberi”ni okumanızı, Küba hakkındaki genel bilgilere ulaşmanızı tavsiye ederim.

a2

Bu yazının sonunda hayallerinin şehrine gitmiş bir televizyoncunun, dünyanın en enteresan şehrinde nasıl maceralar yaşadığına tanık olacaksınız.

Havana’ya Mexico City’den 3 saatlik bir yolculukla ulaştık. Eğer siz de Küba’ya gündüz vakti varacak şanslılardansanız lütfen cam kenarı bir koltuğa oturun ve uçağın inişinde muhteşem Küba manzarasına tanıklık edin. Uçak inişe geçtiğinde sağımızda Küba’nın batı kıyıları, solumuzda ise Amerika’nın Florida kıyıları muhteşem bir manzara sergiliyordu. 2 ülke birbirine bu kadar yakın olup da bu kadar farklı hayatları yaşıyor, dünya böyle bir yer işte, adaletsiz, eşitliksiz ancak bir o kadar cazip.

Havana Havalimanı’na inince her tarafta bizleri Devrim’le ve Fidel’le alakalı posterler, afişler karşılayacak sanıyordum, yanılmışım. Sade bir tasarıma sahip havalimanı, kırmızı renkler ağırlıklı. Sonrasında ise sizi inanılmaz bir kuyruk bekliyor. Sanki Amerika’ya giriyoruz! Sonrasında pasaport memuruna denk geliyoruz, İngilizce bilmiyor, çat pat bir şeyler sordu, sonrasında 15 yıl öncesinde kullanılan tarzda bir webcam’e bakmamı istedi, fotoğraf çekti, sonrasında da n’oluyor demeye kalmadan çat diye bastı damgayı pasaporta. Eyvah dedim yandık ancak hiçbir problem olmadığını 1 ay sonra Miami Havalimanı’nda anlayacağım. Yani pasaportunuzda Küba damgası varsa oraya, buraya giremezsiniz gibi efsanelere inanmayın, asla yok öyle bir şey.

a3

Sonrasında ise kışın dahi 30 derecelere varan muhteşem havasıyla Havana’ya resmi adımı atıyoruz. Havana Havalimanı şehrin 30 km dışında, turistseniz ve İspanyolca bilmiyorsanız tek çözümünüz taksi ile şehir merkezine gitmek. Taksiler sabit fiyat, havalimanı – şehir merkezi arası 25 CUC, 1 CUC’un 1 Dolar olduğunu yine Küba Gezi Rehberi’nde belirtmiştik. Taksi paylaşımı en güzel çözüm, hemen etrafa aval aval bakan Avustralyalı bir çift görüyor ve yapışıyorum. Taksi paylaşımı, 12.5 CUC’u şimdiden kurtarmış olduk.

Havana şehir merkezine doğru yaklaştıkça muhteşem koloniyal binalar, eski şehrin dokusu, klasik Küba görüntüleri, 59 Devrim öncesinden kalma eski Amerikan arabaları belirmeye ve çevremizi sarmaya başlıyor. Manzara muhteşem, yıllarca televizyonlardan izlediğim, Google’dan fotoğraflarına imrendiğim Havana manzaralarının içinde eski model bir taksideyim, rüyanın tam içindeyim.

Bizim taksici sağolsun İngilizce biliyordu, sağı solu anlattı, burası tren istasyonu da trenler dandik binmeyin sakın, burası Hemingway’in ünlü barı, burası Fidel’in Askeri Üssü vs cümleleri içinde Havana’da kalacağımız otele ulaştık.

Havana şehir merkezi olarak 3 bölgeye ayrılıyor, Havana Vieja (Eski Havana), Centro Havana (Merkez Havana) ve Vedado (Modern Havana). Eski, merkez ve modern diye ayrıldığına bakmayın, bu noktaların tümü eski, tümü tarihi, tümü harika.

İspanyollar Latin Amerika’nın anasını ağlattığı dönemde merkez üsleri Küba’ymış, Küba valisi olmak o dönemde mükemmel forslu bir görevmiş, doğal olarak her tarafta klasik İspanyol koloniyal binalarına rastlamak mümkün. Şehir ülkede restorasyona para ayrılamadığından dolayı bu binalar harap gözüküyor ancak ülkemizdeki restorasyonların başarısızlığını gördükten sonra da iyi ki böyle bırakmışlar diyoruz.

a4

Neyse efendim, okyanus ufak bir kanalla içeri doğru girip ufak bir göl oluşturuyor, bu gölün kıyısından başlayıp okyanus boyunca uzanan 12 km’lik Malecon sahili (filmlerde gördüğünüz, o dalgaların dalgakıranda muhteşem kırılması ve yola doğru savrulan sular burası işte) uzanıyor, bu 3 bölge de Malecon’un bir yanında sıralanmış. Diğer yanda ise muhteşem dalga görüntüleriyle birlikte Florida’ya doğru uzanan okyanus.

Biz Centro Havana’daki Lincoln Otel’de kaldık, 3 yıldızlı, mütevazi bir oteldi. 2 kişilik odanın fiyatı 45 dolar ancak sizlere evlerini açan ve Küba’da son dönemde yükselişte olan Casa’larda da kalabilirsiniz. Yerel halkın evlerinde oda kiralama sistemi bu, ortalama 25 dolara bir oda tutabilirsiniz, dışarıdan casaların rezalet gibi durduğuna bakmayın, hepsinin içi birer saray yavrusu.

Otelimizden gayet memnun kaldık, her ne kadar eski olsa da… Odamızdan muhteşem bir Havana manzarası vardı, aynı zamanda terasındaki güzelim bardan da 360 derece manzara izlemeniz mümkün.

a5

Otelden Eski Şehir Merkezi 5 dakika yürüme mesafesi, onun için otelinizi ya da casanızı buna göre tutmakta fayda var.

Ve gelelim gezi rotalarımıza. Havana’da gezilecek yerlerin başında tabiki de Eski Havana bölgesi, yani Vieja ön plana çıkıyor. Burada Devrim Müzesi, Capitol Binası , Obispo Caddesi ve 4 ünlü meydan (Plaza Vieja, Plaza San Francisco, Plaza Katedral ve Plaza de la Armas) . Bunlar klasik ya da klasik olmayan bir turistin Havana’da mutlaka ziyaret edeceği duraklar.

Biz de program için çekimlerimize Eski Havana’da başlıyoruz.

Öncelikle Devrim Müzesi. Herkes az çok bir şeyler biliyor, yazıp çiziyor Küba Devrimi hakkında. Kısaca bahsetmekte fayda var, 1953’te o dönemlerde avukat olan Fidel Castro adlı vatandaş Santiago adlı şehirlerinde bulunan Moncada Kışlası’na 26 Temmuz’da bir saldırı düzenliyor arkadaşları ile birlikte. Saldırı başarısız oluyor, Fidel ve arkadaşları yakalanıyor, bir kısmı saldıra öldürülüyor. Daha sonra Fidel hapisteyken ünlü başkaldırı mektubunu, savunmasını yazıyor ve “Tarih beni haklı çıkaracaktır.” mitini söylüyor. Daha sonra dış ülkelerin baskıları sonucu Fidel ve arkadaşları Meksika’ya sürgün ediliyor. Fidel’in ünlü devrimci, o zamanlar doktor olan Arjantinli Che Guevara ile tanışması bu döneme denk geliyor. 1956’da 82 devrimci Granma adlı yatla (Yatın 12 kişilik olduğunu belirtelim) Küba’nın doğusundaki Sierra Maestra Dağları’na çıkıyorlar. Bozgun sonucu geriye sadece 12 kişi sağ kalıyor, bunlardan dördünü ise daha sonra tüm dünya tanıyacak, Fidel Castro, Raul Castro, Ernesto Che Guevara ve Camillo Cienfuegos.  12 kişi ile başlayan 3 yıllık mücadele başarıyla sonuçlanıyor ve 1959’un ilk saatlerinde diktatör Batista ülkeyi terk ediyor ve devrim başarıya ulaşıyor. Burada daha çok Havana’dan bahsedeceğim için devrimi çok kısa anlattım ancak Taibo 2’nin yazdığı Nam-ı Diğer Che kitabını okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

a6

Heh işte, devrim öncesi Küba şu anki Kıbrıs ile aynı. Amerikalıların seks, uyuşturucu ve kumar merkezi. Amerikan Mafyası’nın cirit attığı bir yer. Batista’nın da en büyük gelir kaynağı. Devrimle birlikte bu maskaralar hemen def ediliyor, her şey kamusallaştırılıyor ve Küba geleceğinin kaderini çizmiş oluyor.

Devrim Müzesi Havana’yı gezmeye başlama noktası, Devrim’i bilmeden, Devrim’i anlamadan Küba’da gezmenin hiçbir anlamı yok.

İşin ilginç yanı şu anki Devrim Müzesi eskiden Batista’nın yönetim sarayıymış, devrimci güçler burayı bence kullanılabilecek en doğru şekilde kullanmışlar. Bizim Hakan bile gezerken kendini tutamadı, etkilendi adam. Ki devrime 0 merakı olan bir insandan bahsediyoruz.

Müzede çeşitli fotoğraflara, belgelere ve eşyalara rastlıyorsunuz. Bahçesinde ise araçlar var, Fidel’in bizzat kullandıklarına kadar. Müzenin onur konuğu ise bahçede özel korumalı bir bölgede duruyor, devrim tarihinin en önemli aracı, devrimcileri Küba sahillerine getiren Granma Yatı.

Amerika’ya kaçan anti devrimci Kübalılar CIA’in de desteğiyle 1961’de Küba kıyılarına saldırıyor ancak başarısız oluyorlar, müzenin girişinde bu saldırılar sırasında, Domuzlar Körfezi Çıkarması’nda Fidel’in bizzat kullandığı tank sizleri karşılıyor.

Müzeye girip güzelce bir gaza gelerek Havana turu yapmak en doğru tercih.

Müzeye girişler 8 CUC.

Ve gelelim Havana’daki meydanlara… Havana meydanların şehri, koloniyal binalarla süslü şık meydanlar, hepsi de birbirinden farklı, fotoğraf makinanızı götürmeyi unutmayın.

İlk durak, Plaza Katedral.

Burası muhtemelen Havana’nın en görkemli meydanı. Kendimi Havana’da hissetmediğim tek yer burası oldu çünkü meydan tipik bir İspanyol meydanı, kocaman bir katedralin etrafında kolon girişli güzel binalarla süslenmiş, gerçekten görkemli bir meydan. Her meydanda olduğu gibi burada da sağda solda oturup yemek yiyebileceğiniz mekanlar bulmak mümkün.

Sonrasında Plaza de la Armas, beni en çok etkileyen meydan.

Plaza de la Armas şehrin tam göbeğinde diyebiliriz, 200 yıllık bir gelenek devam ediyor bu meydanda, o da açık hava sahafları. Her taraf kitapçılar dolu, devrime dair İngilizce , İspanyolca kitaplar bulmanız mümkün. Ortasında da küçük bir park yer alıyor. Çevresindeki herhangi bir restauranta oturup yemek yiyebilirsiniz gönül rahatlığıyla, hepsinin yemekleri birbirinden güzel. Fiyatları 10-15 CUC civarında.

Plaza San Francisco…

Bu meydan da diğerleri kadar olmasa da şık bir görünüşe sahip, kuşlara yem atabilir, şahane kareler yakalayabilirsiniz.

Ve muhtemelen en ünlü meydan, Plaza Vieja.

Plaza Vieja en şık meydanlardan biri, çevresindeki tüm binalar restorasyona uğramış ve gerçekten şık bir işçilik ortaya çıkmış. Köşede ünlü bir restaurant var, bildiğiniz biraver getiriyorlar ancak turistler hayatlarında hiç biraver görmemiş olacaklar ki bu mekana akın ediyorlar. Plaza Vieja’nın Köşede Camara Oscura binası var, girişler 2 CUC, asansöre binip en üst kata çıkıyorsunuz ve terasında sizleri inanılmaz bir Havana manzarası karşılıyor. Gerçekten büyüleyici. Ayrıca bu 2 CUC kapsamında çok tatlı bir abimiz sizlere Da Vinci icadı Periskop ile tüm Havana’yı anlatıyor ufacık simsiyah bir odada. Periskoptaki manzara gerçekten mükemmeldi.

Meydanların tümü  çok turistik olduğu için özene bezene restore edilmiş, temiz tutuluyor ancak 1 sokak arkaya gittiğinizde yine Küba doğal dokusu olan o sokaklara ulaşmanız mümkün. Binalar arası gerilen çamaşırlar, kalkmış kaldırım taşları, bisiklet taksiler ve sokakta oynaya çocuklar, gerçek Küba.

Gelelim diğer yerlere, efendim şehrin kalbi kesinlikle Capitol Binası.Devrim öncesi dönemde Batista’nın parlamentosu olarak kullanılan bu yer şu sıralar müze ancak restorasyonda olduğu için gezemedik. Yapımı 17 milyon dolara mal olmuş, inanılmaz güzellikteki yapının ikizi ise Washington’daki Beyaz Saray. Ancak Küba’daki Capitol Binası Obama’nın yaşadığı ikizine oranla daha detaylı bir mimari ürün.

Capitol Binası’nın önündeki cadde tam bir şenlik, rengarenk evler, her 10 arabadan 9’unun antika araba olduğu park yerleriyle gerçekten Küba’da olduğunuzu hissettiriyor. Fotoğraf meraklılarına selam olsun.

Ve Obispo Caddesi… Yani Havana’nın İstiklal’i. Obispo Caddesi Capitol’ün 1 cadde önünde başlayan ve Plaza de la Armas’ta sona eren bir yaya yolu. İnce uzun ufak bir cadde ancak Havana’nın en turistik yeri. Caddede sağlı sollu kafeler, restaurantlar ve ufak bir pazar var. Günün her saati renkli ve hareketli. Kafelerden gelen müzik sesleriyle dans etmeden yürümeniz imkansız.

a7

Ve gelelim Hemingway’e. Fidel’in de yakın arkadaşı olan Amerikalı ünlü yazar Ernest Hemingway hayatının bir döneminde Küba’da yaşamış ve Küba’ya damgasını vurmuş. Evine ben gitmesem de şehrin biraz dışındaki müze olan evini ziyaret etmeniz mümkün. Küba’nın dünyaca ünlü 2 barında da yine Hemingway’in imzası var.

Şöyle ki, Hemingway’in formülünü barmeniyle birlikte bulduğu Daiquiri kokteylini içtiği bar olan Floridita (Florida ile karıştırmayın) Obispo Caddesi’nin hemen başında bulunuyor, çok şık pembe bir bina. Zaten rom ile yapılan 4 ünlü kokteyl var, Mojito, Cuba Libre, Daiquiri ve Pina Colada.

Diğer mekan ise Plaza Katedral’in komşusu olan, masmavi, gökyüzü gibi rengiyle ön plana çıkan La Bodeguita Del Medio. Burada da Hemingway amcamız Mojito içermiş. Yani tüm turistlerin yaptığı gibi Floridita’da Daiquiri, Bodeguita’da da Mojito içmek adettendir, içiniz, eğleniniz.

Bu Hemingway denen herifin Miami’de, Key West’te ve Havana’da yaşadığını var sayarsak, adam hayatını Karayipler’in cennetinde geçirmiş, kıskandım herifi valla.

a8

Ben rom manyağıyım, roma meraklıyım diyenlere de küçük bir hikaye anlatalım. Rom bir içki ve ham maddesi şeker kamışı. Küba da şeker kamışı cenneti. Her ne kadar ülkemizdeki insanlar bu içkinin adını Bacardi sansalar da. Bacardi rom markalarının en ünlüsü, köklü bir ailenin soyadından geliyor ismi. Bacardi devrime kadar Küba’da üretiliyordu, Fidel her tarafı kamulaştırınca bunlar da yemişim devrimi diyerek Küba’dan Dominik’e kaçıyorlar. Yani içtiğiniz Bacardi aslında bir Küba romu değil, Küba romlarının en ünlüsü ise devletin ürettiği Havana Club. Romdan az çok anlarım, Havana Club Bacardi’yi ters çevirir altı ile çarpar, o kalitede. Son dönemlerde de Avrupa pazarında Bacardi’yi al aşağı ettiği konuşulmakta.  Devletin ürettiği en pahalı rom ise Küba’nın 2. en büyük şehri olan Santiago De Cuba ile aynı ismi taşıyan rom ancak Avrupa pazarında satışı olmadığı için çok ünlü değil. Eski Havana bölgesindeki rom müzesine de bir göz atabilirsiniz.

Gelelim Modern Havana’ya, Modern Havana Miramar denilen bölgeyi de içine kapsayan, Malecon’un sonunda yer alan bir bölge. Konsolosluklar, daha müstakil tarzdaki koloniyal binalar bu bölgede yer alıyor. Batista dönemi büyük kumarhanelerin, Amerikan Rüyası’nın yaşandığı bölge de yine burası. Hala büyük oteller dimdik ayakta.

Bu bölgenin en ön plana çıkan noktaları ise Havana Üniversitesi ve Devrim Meydanı.

Havana Üniversitesi gerçekten çok şık bir yer, etkilenmemek mümkün değil. Önemi ise, devrim doğudan batıya doğru ilerlerken devrimciler adına ilk başkaldırıların buradaki öğrenciler tarafından başlatılmış olması. 18 yaşındaki bir öğrencinin Batista kuvvetlerinden çalıp Santa Clara kuşatmasında kullandığı tank da o kişinin anısına üniversitenin avlusunda sergileniyor. Her tarafta Che Guevara fotoğraflarını görmeniz mümkün.

Ve gelelim Devrim Meydanı’na, Plaza Revolucion. Havana’nın belki de en simgesel noktası.

Batistan döneminde inşa edilen sevimsiz bakanlık binalarının çevrelediği Devrim Meydanı Küba’da 1 Mayıs kutlamalarının yapıldığı yer. Fidel’in efsane 1 Mayıs konuşmalarını izleyenler varsa burası onlara tanıdık gelecektir. Hala bakanlıklar bölgesi olarak kullanılıyor, Fidel’in ve ülkeyi şu anda yöneten kardeşi Raul’un da çalışma ofisleri yine burada. Meydanda 2 farklı bakanlık duvarında dünyaca ünlü siluetler yer alıyor, tüm binayı kaplayan devasa demirden heykkeler, devrimin 2 ünlü komutanının figürleri, Che Guevara ve Camillo. Onun dışında İspanyollardan Küba halkını kurtaran ve yeni bir devlet olgusu yaratan Jose Marti’nin devasa heykeli de bu meydanda yer alıyor. Tam fotoğraflık nokta, Havana’nın en turistik noktalarından biri.

a9

Havana’nın en güzel manzarasına geçelim şimdide. Kanalın öteki yakasında bulunan deniz fenerine gitmek için atlayın bir taksiye, 3 CUC’tan fazla ödemeyin, denizin altındaki tüneli geçerek öte yakaya ulaşıyorsunuz. Giriş 2 CUC, yok fenere tırmanıcam ben derseniz 8 CUC. Ancak Malecon sahil şeridi ile birlikte muhteşem Havana manzarası nefeslerinizi kesecek.

Deniz fenerinin hemen yanında askeri bir kışla bulunuyor. Devrimden hemen sonra ünlü komutan Che Guevara’nın komutanlık yaptığı bu kışlanın daha ilerisinde de Casa Che, yani Che’nin Havana’da kaldığı dönemde oturduğu evi görmek mümkün. Evin hemen önünde kocaman İsa Heykeli’nin yer alması da ironik. İsa Heykeli’nin hemen önündeki seyir terasından da Eski Havana manzarasına doyum olmuyor.

a10

Ve geldik gece hayatına. Bu yazıyı okuyan gece hayatı tutkunlarının geldiği noktaya.

Gece hayatı konusunda çok renkli bir yer mi değil mi orası muamma ancak Küba Salsasını biliyor ve o kalçaları o şekilde sallayabiliyorsanız doğru adreste olduğunuz kesin.

Ön plana çıkan barlar Casa De La Musica (Girişi 10 CUC, Centro Havana’da), Vieja bölgesindeki her restaurant (akşam canlı müzikle başlayıp dansla kopan mekanlara dönüşüyorlar) ve Miramar bölgesindeki Tropicana (Gitmedik ancak Latin Amerika’nın en büyük kabaresiymiş, girişi 70 CUC, oha bence de)

a11

Ve son olarak yemek…

Dana eti ülkedeki mevcut hayvanları korumak adına çok fazla bulunan bir et değil, ee domuz da biz yemediğimize göre tavuğa talim. Biraz daha kalıp, biraz daha tavuk eti yeseydim yumurtlayacaktım.Seçiminizi herhangi bir restauranttan yana kullanabilirsiniz, otellerin teras katlarında bulunan restaurantlar da güzel yemek seçenekleri sunuyor bilginize.

Ben Marlboro’suz gittiğim Küba’da 3 hafta geçirdim, yerel sigaraları Hollywood’dan içtim, resmen ölüyordum. Her ne kadar yerel sigara fiyatları 1-3 TL arası olsa da bir Marlboro’yu tutmadı, mağdurum! Sigara sevenlere duyurulur. Bu arada sigara içmek sağlığacddfghfjhk…

Coca Cola her yerde bulamamakla birlikte genellikte restaurantlarda ve turistik yerlerdeki marketlerde bulunuyor, bilginize.

Ve macera…

Ne yazık ki fuhuş Küba’nın her yerinde. Yasal olmasa da fakirlikten kurtulmanın yolunu turistlerden fuhuş karşılığı kazanacakları parada bulan Kübalı kızlar etrafınızı her yerde saracak. Yine bu kızlardan biri masanın üzerindeki 100 CUC’umuzu çaktırmadan yürüttü ve kayıplara karıştı. Ben de taktım buna, gittik polis merkezine. Polisler İngilizce bilmiyor, bir tanesi yarım yamalak konuşuyordu. İfade aldı, bilgisayardan çıkarıcam ifadenizi sonra imzalayıp gidersiniz dedi. Bu işlem turistin şikayetini geri çekmesi ve polislerin uğraşmaması adına 5-6 saate kadar uzatılıyor. İçerideki birkaç mağdur turistle sabrımızın sınırlarını zorlayan bir süre kadar bekledik. Sabah 5 civarıydı, kapının önüne sigara içmeye çıktım. Küba’da karakolların ya da müzelerin içinde dahi sigara içebiliyorsunuz. Deli gibi yağmur yağıyordu. Şansa bu kız bir erkekle birlikte karakolun önünden  geçiyordu. Hemen tutuklattık, çocuktan şikayetçi olmadık ki gidip paramızı geri getirsin diye. Kızı nezarete tıktılar, çocuk sabah 8 civarı geri gelip paramızı geri verdi. Biz şikayeti çekmememize rağmen kızla çocuğu arkamızdan serbest bıraktılar. Neyse ki paramızı geri alabildik.

Ama bu istisna bir durumdu, salaklığımıza denk geldi. Küba dünyanın en güvenli ülkesi, 24 saat Küba’nın herhangi bir şehrinde, herhangi bir sokakta güvenle yürüyebilirsiniz. İnsanlarda polis korkusu inanılmaz, o yüzden rahat rahat her sokağa girip çıkabilirsiniz.

Bu arada Plaza de la Armas’ın hemen yan tarafında bulunan sahil yolunda Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk büstünü de ziyaret etmeden olmaz tabi.

Havana yazısına devam etmem mi gerekir, burada bitirmeli miyim bilmiyorum. Turistik olarak yapılacak ana noktaları yazdık, çekimlerimiz ise muhteşemdi. O da çok yakında ekranlarda olacak.

a12

Havana bir rüya, Havana bir cennet, Havana bir şehirden çok daha ötesi.

Gidin, bir yolunu bulun gidin, kendinizi sanki dünyadan farklı bir yermiş gibi hissedeceğiniz bu şehri mutlaka ziyaret edin.

Buradan sonra ise rotamızı Küba’nın en eski şehrine, muhteşem güzellikteki Trinidad’a çevireceğiz.

Havana veya Küba ile ilgili herhangi bir sorunuz için yazın yeter, saldırın klavyelere, cevaplamaya hazırım.

Buranın hemen altında yer alan soru gönder butonundan,

Ya da,

www.facebook.com/dunyada1gun

ya da,

www.twitter.com/dunyada1gun ‘den bana ulaşabilirsiniz.

Hasta La Victoria Siempre!

a13

Bu yazı yorumu


Kaydırmak için formda tıklayın