BUDAPEŞTE

Önceki Menü

budapeşte (1)Danu, Dabune, Duna ya da bizim kullandığımız ismi ile Tuna nehri, her ne derseniz deyin, en çok nereye yakışıyor deseler kesinlikle Budapeşte derdim. Tuna’nın ayırdığı 2 birbirinden farklı ama bir o kadar kardeş şehirler, Buda ve Peşte…

Ungarn, Budapest, Burghügel und Burg. Stadtansicht

Ungarn, Budapest, Burghügel und Burg. Stadtansicht

Programımızın çekimleri için Budapeşte’ye doğru yola çıkmamız gerekiyor ancak yorgunluk had safhada. Prag – Budapeşte ortalama 6 saat sürüyor, benim sürüşümle 4 saat falan sürmesi gerekiyordu normalde ama aksilikler… Yavaş yavaş muhteşem Prag’ı bırakıp otobana doğru yol alıyoruz. Prag – Budapeşte arası bana göre Avrupa’nın en güzel araba sürülecek rotalarından biri. Güzel kasabalar, yemyeşil alanlar, geniş otobanlar, sürmek büyük keyif. Yollarda detaylı bir bakım çalışması ve dehşet bir yağmur olduğu için biraz gecikiyoruz. Yavaş yavaş Slovakya sınırına giriyor ve Bratislava’da soluklanmak için duruyoruz. Bratislava’yı ilk 3 yıl önce ziyaret etmiştik. Hayran kalmıştım, ufacık Eski Şehir’i, muhteşem güzel insanlarıyla çok şirin bir yerdi.

b2

Bratislava için 2 genel görüş vardır. Bazıları bu coğrafyada olduğu için çok şanslı, yoksa kimse burayı ziyaret etmezdi diyor, bazıları ise eğer Prag ve Budapeşte bu kadar yakınında olmasaydı turist yoğunluğu kesinlikle fazla olurdu diyor. Ben 2. görüşe katılanlardanım. Hemen arabayı park edip Eski Şehir merkezinde bir bar arıyoruz. Eski Şehir ufak tefek barlarla dolu. Sokaklar genellikle – evet yazın ortasında bile- bomboş. Kendine has bir şirinliği var. Bana göre dünyanın en güzel kızları burada. (Fikirlerim daha sonra Belgrad’ı ziyaret edince biraz sarsılmıyor değil tabi) , Fashion TV’nin Avrupa’daki tek merkezi Bratislava’da söylentileri de var. Öyle tipik sarışın, slav tiplerini de görmüyorsunuz, her çeşit Slovak’a rastlamak mümkün.

b3

Küçük molamızdan sonra Budapeşte’ye doğru devam ediyoruz. Hava yavaştan kararıyor, resmen direksiyon başında uyukluyorum. Neyse ki yanımda Bekran var, iyi bir co-pilot. Budapeşte’deki hostumuzu arıyoruz, Szilvia. O da fizyoterapist, öncesinde de baya konuşmuştuk, sağolsun bizi bekliyor. Ofline map sayesinde Szilvia’nın evini elimizle koymuş gibi buluyoruz. Bina gerçekten çok şık – tüm Budapeşte’dekiler gibi- eski tarihi bir bina, bizi yanında bir arkadaşıyla birlikte evine buyur ediyor ve hemen valizleri atıyoruz evine. Szilvia’dan da bahsedeyim, dünya tatlısı bir Macar. Macar kızları bu coğrafyada güzellikleri ile pek nam salmasalar da – çevrede Sırbistan, Romanya ve Slovakya olunca- bence bu güzel ülkenin kızları da oldukça güzel. Geçmişteki gen çeşitliliğinin zenginliğini de barındırmıyor değiller hani, sarışınını da bulmak mümkün esmerini de. Macarların genel bir özelliği var,  tüm evlerinde aynı sistemi kullanıyorlar. Apartmana girdiğinizde sizi kocaman bir avlu karşılıyor. Apartmanın sosyalleşme alanı gibi, rahat ferah ve evin arka kesimleri dahi güneş alabiliyor. Ayrıca apartman girişinin olduğu sokaktan da o derece bağımsız oluyorsunuz.

b4

Dönelim maceraya, yorgunluktan ölüyoruz ama daha önceden CS’den tanıştığım Maria bizi evindeki partiye davet ediyor. O gün evinde doğum günü partisi varmış, Szilvia yorgun gelemiyor, biz atlıyoruz Bekran’la gidiyoruz Maria’nın evine. İçeri girdiğimizdeki sürpriz güzel oluyor çünkü doğum günü partisi olan arkadaş Budapeşte’de Erasmus yapan bir Türk. İstanbul’dan ve Viyana’dan da arkadaşları doğum gününe gelmişler, hep birlikte takılıyorlar. Hatta İstanbul’dan gelen bir kız vardı – ismini hatırlamıyorum, çok üzgünüm- beni hemen tanıdı. Meğerse 1 yıl önce Bekran’da verdiğimiz ev partisinde tanışmışız, benim berbat hafızam sayesinde yine hatırlayamadım ya neyse. Böyle güzel bir akşam geçiriyor yorgunluktan bitmiş halde eve dönüyor ve kafayı yastığa vuruyoruz. Ertesi güne uyandığımızda saatler yine sabahın körü. Çekim için ilk günümüz, koşturmamız lazım, yetişmemiz lazım, çok şey yapmamız lazım çok! Öncelikle Budapeşte benim Avrupa’daki en favori şehirlerimden biri. Bıraksalar yaşarım o derece. Şehrin tarihi – zaten her bina tarihi de – eğlence ve kültür merkez Tuna’nın bir yakasını oluşturan Peşte, Buda ise dağlık, içinde muhteşem Budapeşte Kalesi, Balıkçılar Tabyası ve şehrin en güzel manzarası Gellert Hill’i barındıran yeşil partı. Parlamento Binası, devasa gösterişli köprüleri, kocaman parkları, Tuna kenarındaki şirin caddeleriyle gerçekten aşık olunacak şehir Budapeşte. Budapeşte için son dönemde yaşanan en güzel gelişmelerden biri de bisiklet yolları ve bisikletli sayısının artmış olması. Şehrin her yanında bisiklet yolları var, şehri dolaşmanın ideal yolu. Szilvia da bisiklet var, bizi de hemen bir yere götürüyor ve bisikletlerimizi kiralıyoruz. Orta Avrupa’nın da ortasında, güzeller güzeli bir şehirde bisiklet sürüyorum, benden keyiflisi yok. Çekimlerimize Kahramanlar Meydanı’ndan başlıyoruz. Şehrin en bilinen meydanı. Devasa alanda pek çok heykel, farklı dönemlerdeki Macar kral ve prenslerini simgeliyor. Turist yoğunluğu bizim Ayasofya’nın önündeki gibi aynen. Arka tarafta ise Şehir Parkı var, öyle şehir parkı deyip geçmeyin, inanılmaz büyük bir park, içinde envai çeşit eğlence, bir adet göl, pek çok platform bulmam mümkün.

b5

Kahramanlar Meydanı’na adım atar atmaz yağmur başlıyor. Yağmur yağmayan coğrafyalara beni gönderseler, yağmur yine benimle gelir sanırım. Sürekli yağmurla gezip duruyorum. Bisikletler ıslanıyor, anons – röportaj derken ıslanıyor hemen yandaki Ulusal Müze’nin girişine sığınıyoruz. Yağmur 5  dakikaya diniyor, ıslak bisikletleri siliyor ve Şehir Parkı’na doğru ilerliyoruz.

b6

Şehir Parkı Avrupa’nın en büyük parklarından biri, haritanın yarısını kaplıyor, o derece . Parka giriyor, şirin gölü pas geçip havlayan köpek seslerine doğru ilerliyoruz. Havlayan köpek sesi demişken, bildiğiniz yüzlerce köpek havlıyor. Vardığımızda anlıyoruz ki köpek yarışması var. Şahane bir organizasyon, köpeklerin sadece güzelliği, manikür pedikür zımbırtılarına bakılmıyor, pek çok katagori mevcut, zekadan itaate, güzellikten uyumluluğa vs. Biz de çekim için genç bir kızdan köpeğiyle bize bir şov yapmasını istiyoruz. Ufacık köpek benim sırtıma bile çıktı, tırnaklarını batırmasa iyiydi de . Evcil hayvan beslemiyorum, ailem de beslemiyor ancak bu hayvanlara verilen özen, onlarla geçirilen vakit takdire şayan. Tam parkta gezmeye devam ederken hayatımda görüp görebileceğim en büyük köpekle karşılaşıyorum. Ben 1.80’im, hayvan benimle aynı boyda. Böyle köpek mi olur? Szilvia bile şokta, kameramız kayıtta, inanılmaz güzel anlar yaşıyoruz. İsmi de Serious’muş, şahsına münhasır bir yaratık valla, dünya umurunda değildi .

b7

Budapeşte termal turizmi ve hamamlarıyla da ünlü. Bildiğiniz hamam evet, Osmanlı etkisi olan hani. Bu termal bath’lerin en ünlüsü Szechenyi. Parkın ortasında kocaman bir sarı bina, önündeki bahçesi ile çok da lüks görünüyor. Mayıs ayıydı, çok termal bath’lik durumumuzda yoktu biz pas geçtik. Ama sizlere ufak bir not, dünyanın en değişik konseptli partilerinden biri burada gerçekleştiriliyor. Her cumartesi gecesi içeride Spa Partileri düzenleniyor, herkes şort ve bikiniyle, sıcak termallerin ya da yüzme havuzlarının içinde ya da yanlardaki platformlarda kopuyorsunuz. Ben gitmedim ancak çok videosunu seyrettim, mutlaka gidin bence. Girişi de 25 Euro kişi, değer mi, hem de fazlasıyla.

b8

Yavaş yavaş şehrin içine girme vakti geliyor. Szilvia bir bisiklet sürüyor, sanarsın F1 pilotu. N’olacak abi kız başına o bizim hızımıza yetişemez diye makara yaptığımız kız, biz arkada can çekişirken bisiklet üstünde sigarasını bile sarıyor. Bir kadın nasıl bu kadar bisiklete dayanıklı olabilir demeyin, kızın en büyük sporu bisiklet, yeri geliyor 50 km sürüyormuş. Peşte yakasının şehir merkezinde onlarca park, onlarca cadde var. Ana bir meydan ya da caddeyi işaret etmek zor ancak nehre uzanan, hemen bir sokak arka paralelde yer alan Vaci Utca (Utca onların dilinde cadde demek, her sokak tabelasında “… Utca” yazıyor) Vaci Utca bizim İstiklal’in minyatürü. Hatta bayağı minyatürü. Ancak dünyaca ünlü Hard Rock’ın Budapeşte versiyonu da bu sokağın sonunda bulunuyor. Muhteşem kokteylleri ve tepsideki karideslerinden tatmadan dönülmez, bilesiniz.

b9

Szilvia biraz sıkılmış duruyor, kız zaten deli gibi yorgun. İzin gününde onun için sıkıcı olan tüm yerleri geziyoruz. Açıkçası biri bana gelip “Gel abi, Sultanahmet, Ayasofya, Ortaköy vs” turu yapalım tüm gün dese ben de sıkılabilirdim. Vaci Utca’dan sonra nehir kıyısına iner ve dümdüz devam ederseniz 5 dakika sonra karşınızda Avrupa’nın en etkileyici Parlamento Binası çıkacak. Gotik ve Barok tarzdaki karışık mimarinin en güzel örneği, devasa – devasa – devasa bir yapı. Parlamento’nun  arka bahçesinde şanslıysanız askerlerin nöbet değişimine denk gelebilirsiniz. Londra’dakini aratmayacak cinsten, bilginize.

b10

Yine aynı güzergahta devam ederek Margaret Adası’na ulaşabilirsiniz. Tuna’nın ortasında 2.5 kilometrelik bir yeşil diyarı. Özellikle haftasonları park şenlik alanı. Güneşlenenler, bisiklet sürenler, aileleriyle piknik yapanlar – evet kimse mangal yapmıyor!!!- çimlere uzanıp içip uyuyanlar. Her telden insan burada, huzur içinde. İnsan özenmiyor değil. Adada bina falan yok, içinde bir yüzme havuzu kompleksi, bir büyük su kulesi var o kadar.

b11

Margaret’in hemen arkasında ise kendisinden kat ve kat daha ünlü ikizi yer alıyor, Obuda Adası. Peki Obuda Adası neden çok daha ünlü? Dünyanın en büyük festivallerinden Sziget – evet duymamanıza imkan yok- bu adada düzenleniyor. Her yıl 20 farklı ana sahnede – toplamda 50 küsür sahne- dünyanın her yerinden gelen 400bin kişi burada buluşuyor, 1 hafta partiliyor. Budapeşte’de Sziget dönemi – bu seyahatten tam 2 ay sonra Sziget’le aynı tarihte Budapeşte’de olacağım- tüm şehir inanılmaz bir turist yoğunluğu yaşıyor. Çünkü ada şehir merkezine çok yakın olduğu için şehirde kollarındaki Sziget bileklikleri ile dolaşan binlerce insan görebilirsiniz.

b12

Margaret’teki turumuzu da bitirdikten sonra yorgun düşüyor ve güzel bir akşam yemeği öncesi dinlenmek için eve dönüyoruz. 3 yıl önce Budapeşte’ye ilk geldiğimde Casa De La Musica’da kalmıştım, inanılmaz güzel bir hosteldi. Hatta hayatımda gördüğüm en iyisiydi. (Prag’daki Plus Hostel ile kapışır desem daha doğru) Hostelin hemen yakınında Jelen diye bir restaurant vardı, inanılmaz lezzetli yerel yemekleri ve menüsündeki envai çeşit birasıyla loft-şık bir yer. Akşam yemek yemek için direk Jelen’e gidiyoruz. Yemekten çok anlamam, karnım doysun, et de lezzetli olsun ( Trakyalıyım, etten anlarım) kafasındayım ama Jelen’i resmen bir gurme gibi önerdim. Yaz sezonu açılmadığından dışarıya masaları atmamışlar, içerideki güzel atmosferinde yemek yiyebiliyorsunuz. Ancak –söylememe bile gerek yok- yazın yol kenarına atılan büyük piknik masalarında takılmak çok daha eğlenceli.

b13

Szilvia da yemek sonrası takılmak için Szimpla Kert’i öneriyor. Budapeşte’ye gidip bu yazıyı okuyanlar “Offf abi yine mi Szimpla” diyeceklerdir. Szimpla Kert, kısaca Szimpla Budapeşte’nin en meşhur pub’ı. Tüm haritalarda yer alıyor, bulmamanıza imkan yok. Peki nedir bunun olayı? Öncelikle ruin pub kültürü yani harabe-pub  , Budapeşte’de çok yaygın. Adamın biri belediyeden izin alıyor, 8 tane haraba binayı alıp pub yapıyor. Restorasyon asla yok, binaların içine dekorasyon yapılarak “ruin” hali korunuyor. Ruin pub’lar – en ünlüleri Szimpla ve Instant- Budapeşte gece hayatının mihenk taşları. Szimpla çok turistik, diğer ruin publarda daha çok eğlenebilirsiniz ancak Szimpla’nın dekorasyonu görmeden olmaz. Büyük saçmalamışlar, şahane de olmuş.

b14

Orada da biraz içtikten sonra eve doğru yol alıyoruz. Ertesi gün son günümüz, geriye bir tek Buda tarafı kaldı, sonra da Viyana’ya yol alıp oradan İstanbul’a dönüş yoluna geçeceğiz. Ertesi gün uyandığımızda eşyalarımızı arabaya koyuyor, Szilvia’yı iş yerine bırakıyor ve vedalaşıyoruz. Acayip bir kız Szilvia, çok neşeli ama klasik Akdeniz sıcaklığından – bende fazlaca var- eser yok, yine de sohbeti keyifli bir kız. Bize büyük yardımları dokundu ancak itiraf etmem lazım ki şehrin tarihinden bi’ haber, gerçekten verdiği tarihi bilgilerin çoğu yanlış çıktı. Daha sonra ise CS’deki diğer kontağımız Flavia ile buluşuyoruz. Flavia da Romanyalı, 12 yıldır Macaristan’da yaşıyor. Çok tatlı bir kız, -hala çok sık görüşürüz kendisiyle- siyasete ilgili, tarihe düşkün, al götür evlen, tüm gün entelektüel muhabbet et, tam da öyle bir kız. Onu da arabamıza alıp Budapeşte Kalesi’ne gidiyoruz. Biraz çekingen kız tabi, kameraya daha sonradan alışıyor. Budapeşte’de en iyi manzara sıralaması kuzeyden güneye doğru ilerler, sırasıyla Balıkçılar Tabyası, Kale ve Gellert Hill’i gezerseniz – ki öyle gezmeniz gerekiyor- şehre olan aşkınız bin kat artar. Çünkü her rotada manzaranın büyüleyiciliği artıyor. Şimdi efendim şöyle oluyor, Buda’da, tepeye yaslanmış kocaman bir eski şehir mevcut. İçi tamamen tarihi, eskiden şehrin oluştuğu, surlarla çevrili, tepede korunaklı olan bu yeri gezmek çok keyifli. Bisikletle çıkarken her ne kadar bi’ yerlerimiz ağladıysa da sonunda değiyor. Bu şehrin içinde ufak bir köy, Balıkçılar Tabyası ve Budapeşte Kalesi yer alıyor. Kale’nin hemen yanında Macar Başkanı’nın oturduğu, imrenilecek manzaralı o köşk!

b15

Balıkçılar Tabyası’ndaki manzara daha çok Parlamento’yu görmeye yönelik. Kale’deki manzara daha etkileyici, Budapeşte’yi tam ortadan izleyebiliyorsunuz. Yaz aylarında Kale alanının içinde pek çok ufak festival düzenleniyor, Kale’ye hiç girmedim, giriş ne kadar bilmiyorum ancak içi gayet güzel duruyor. Kale’deki röportajlarımızı da bitirdikten sonra tam Gellert’e doğru yola çıkacakken 2 tane –evet ikisi de sarışın J  – taş gibi Estonyalı ile tanışıyoruz. Fotoğraflarını çekmemizi istemeye kalmadan kendilerini benimle röportaj yaparken buluyorlar. Onlar da hafta sonu için gezmeye gelmişler. Budapeşte tam da hafta sonu n’apsak ya, atlayalım Budapeşte’ye gidelim tadında bir şehir. Sonra onlar da Gellert’a gideceklerini söylüyorlar, bizim arabaya onları da alıyor ve Gellert Hill’e doğru çıkıyoruz.

Peki nedir bu Gellert Hill? Gellert Tepesi, Budapeşte’nin Buda yakasında, uçurumun tepesine kurulmuş, şahane bir manzara noktası. Budapeşte fotoğraflarının en güzel çıktığı yer işte buradan çekilenler. Gerçekten büyüleyici bir manzara. Özellikle buraya güneş batarken gelin, şehrin tüm ışıklarının yandığı o anı Gellert’tan izlemek gerçekten şahane.

b17

Gellert’taki çekimleri bitiriyor, yavaş yavaş Viyana’ya doğru yola çıkmaya hazırlanıyoruz. Flavia’ya, 2 tane güzelim Estonyalı’ya veda ediyor, kalbimizi Budapeşte’de bırakıyoruz. 2 ay sonra bu şehirde bambaşka maceralar yaşayacağım hiç aklıma bile gelmezdi…   Ve gelelim notlara!!! Gece hayatından bahsetmedim, genelleme yapmak istedim. Çünkü Orta Avrupa’nın en iyi gece hayatı Budapeşte’de . A38: Budapeşte’deki en iddialı mekan, Tuna Nehri’nin üzerinde yer alan kocaman bir gemi. Event Hall olarak kullanılsa da hemen her gece DJ partilere denk gelmek mümkün. Büyüleyici Budapeşte manzarası, Tuna Nehri’nin esintisi eşliğinde partilemek de şahane! A38 dünyanın en iyi gece kulübü seçilmiş, Sziget’te anısına A38 adıyla sahne bile kurulmuş.

b18

Instant: Ruin pub’ların en ünlülerinden, 25 odalı bir harabeden oluşuyor, içinde 4 farklı club, pek çok pub var. Devasa bir alan. Her gece sabah 6’ya kadar açık, Budapeşte’den unutulmayacak anlarla dönmeniz içten bile değil .

b19

Szechenyi Spa Parti: Şahsen farklı yerlerde parti yapmayı – tren garı , uçak (sallama lan demeyin, Tomorrowland uçağında 400 kişi ile parti yapmışlığım var  ) vb seviyorum. Onun için Spa Parti – her cumartesi gece 22:30’da başlıyor- ideal bir olay. İçeride DJ set-up, herkes bikiniyle, şortla, termal ve yüzme havuzlarının olduğu alanda kopuyor. Kaçırmayın derim.

b20

Hepsinde birer gece geçirin, yeter . Budapeşte tam bir Backpacker şehri. 4 tren istasyonu var, bu istasyonların tümü dünyanın her yerinden gelen turistlerle dolu. Balkanlar’a, Doğu Avrupa’ya, Batı’ya gidiş rotalarının tam ortasında bulunuyor. İnanılmaz bir lokasyon.

PS: Budapeşte’ye o dandik Pegasus ile gideceğinize çok daha uygun fiyatlarla Sabiha Gökçen’den direk olarak Wizz Air ile uçmak mümkün.

PS2 : Para birimleri Forint, emin olun bir bok anlamayacaksınız, para birimlerinden 2 tane 0 atarsanız bizim TL ile hemen hemen eşit oluyor.

PS3 : Mümkünse burada Erasmus yapın, bizi de davet edin, seve seve geliriz .

Budapeşte- Viyana arası arabayla 2 saat sürüyor. Güzel bir yoldan gidiyor, Avusturya sınırına girer girmez de Viyana Havaalanı tabelasıyla karşılaşıyorsunuz zaten. Otobüsler de ortalama 15 Euro, Student Agency ve Orange Ways bunların en meşhurları.

Bu geziden çıkan en büyük sonuç, Bekran muhteşem bir uyandırıcı. Adamın kaç saat uyuduğu önemli değil, alarm gibi. Bir sonraki yazıda tanımaya başlayacağınız Hakan’la uyanma konularında ne sıkıntılar çektiğimi hep beraber göreceğiz.

Başka bir rotada görüşeceğiz, enjoy!

Bu yazı yorumu


Kaydırmak için formda tıklayın