28
Kas-2016

FİDEL’İN ARDINDAN

Gezi Yazıları   /  

Fidel Castro tartışmasız 20. yüzyıla damgasını vuran, her ne kadar Küba gibi küçük bir ülkenin lideri olsa da Soğuk Savaş döneminde dünyanın 2 büyük dev gücü arasında krizlerin oluşmasında etkin rol oynayan, Karayipler’in ortasındaki bir cennete Sosyalizm getirerek Amerika’ya kafa tutmuş bir lider.

Ölümünün ardından da dünya medyası sağolsun hemen çift taraflı haberlere yer vermeye başladı, yarısı Castro’yu savunurken yarısı da kendisini diktatör olarak lanse etti.

Peki Fidel gerçekten ülkesini demir yumruk ile yöneten bir lider miydi yoksa halkını bağımsızlığa taşıyan bir kahraman mı?

Bu sorunun cevabını uzun uzun maddeler şeklinde anlattım, 1 ay kaldığım, yüzlerce röportaj yaptığım, Devrim’in rotasını tek tek takip ettiğim Küba’daki izlenimlerimi yansıttım.

-FİDEL İKTİDARA GELMEDEN ÖNCE KÜBA VE HALKIN EKONOMİK DURUMU

Fidel iktidara 3 yıllık bir devrimci mücadelenin ardından 1959 yılının ilk günü (Batista’nın Dominik’e kaçtığı gün) gelmiş olarak kabul edebiliriz.

Castro ve 26 Temmuz Hareketi’nin devrimi başarılı olmadan önce Küba’yı yöneten lider Batista. Tamamen bir Amerikan kuklası olan bu şahsiyet Küba’yı fuhuş ve kumar dünyası haline getirerek Amerikan turizmine hizmet ediyor.

O dönemler lüks otellerdeki kumarhanelerde dönen milyonlarca dolar fuhuş turizmine de destek oluyor.

Ticari olarak ise tüm işletmeler Amerikan şirketlerine verilmiş durumda. Karayipler’in en değerli limanları olan Havana, Cienfuegos gibi limanlar Amerikalı şirketlere satılmış, ülkenin doğusundaki değerli şeker kamışı arazilerini de Amerikalı şirketler yönetiyor, hatta Küçük Amerika kasabaları dahi oluşturmuşlar.

Peki o dönemde Küba halkı ne yapıyor?

Devletin elinde hiçbir kaynak yokken, tüm parayı Amerikalılar ülkeye getirir ve Küba Devleti’ne komik peşkeş paraları verirken Kübalılar işçi olarak tarlalarda başkaları için çalışıyor ya da turizm sektöründe resmen köle olarak görev yapıyorlardı.

Kısacası ülkede kaynak vardı, turizm vardı, nüfus azdı ancak Kübalılar kendi ülkelerinde köleydi.

Batista ve ona yakın olan devlet görevlileri muhteşem bir zenginlik içinde yaşıyor, servetlerine servet katıyorlardı.

Ülkedeki zengin / toprak sahibi aile sayısı oldukça azdı.

 

-FİDEL KİMDİ, NASIL BİR HALK LİDERİ HALİNE DÖNÜŞTÜ?

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var, Fidel zengin bir ailenin çocuğu. Castro ismi ülkenin doğusunda saygı gören bir soyad.

Fidel ve Raul’un babasının büyük toprakları var, şeker kamışı üretimi yapıyorlar.

Fidel de o dönemde Havana Üniversitesi’nde Hukuk eğitimi görüyor. Burada belirginleşen görüşleri sonucunda 1952’de Moncada Kışlası’na baskın düzenliyor ve esir düşüyor.

 

-FİDEL NEDEN SERBEST BIRAKILDI?

Devrim tarihinin en büyük sorularından biri buydu, Batista Fidel ve sağ kalan arkadaşlarını baskından sonra (Devrim’den 7 sene önce) neden serbest bırakmıştı, hem de Fidel’e idam cezası çıktığı halde?

2. Dünya Savaşı sonrası Sovyetler egemenliğinde gelişen baskın sosyalizm akımı Güney ve Orta Amerika’yı da etkilemişti. Bu etkilemenin sonucunda Meksika’dan başlamak üzere kıtanın en güneyine kadar sosyalizm dalgası, işçi sınıfının üstünlük kazanması fikri hızla yayılıyordu. Her ne kadar Amerika’nın uşağı olan bir ülke de olsa Amerika’nın Sovyetler ile Soğuk Savaş’ı başlatması Küba’yı politik olarak takmamasına sebep oluyordu. Böyle bir ortamda özellikle Orta Amerika ülkelerinin yaptığı baskılar etkili oldu ve Fidel sürgün için Meksika’ya gönderildi.

 

-12 KİŞİ NASIL DEVRİM YAPTI?

Meksika’dan ayrılan ve Küba’ya devrim yapmak için giden 82 yolcu taşıyan Granma yatı ülkenin doğu sahillerine 1956’da vardı.

Ani bir baskın yiyen devrimciler 70 kişi kaybettiler ve 12 kişi Sierra Maestra Dağları’na kaçarak devrim sürecini başlattı.

Burada ilk kamplarını kuran Batista karşıtları 3 yıl sonra devrimi yapacak ana kadroları oluşturdular.

Peki nasıl oldu da 12 kişi ile Küba Devrimi yapıldı?

Bunun sebebi Batista karşıtlarının doğudaki dağlarda harekete geçmesiydi. Küba’nın doğusu o dönemde okuma yazma oranı oldukça düşük, tarlalarda 18 saat çalışan köylülerden oluşuyordu. Bunun için Batista’ya karşı hareket edecek olan, köylülere maddi özgürlüklerini kazandıracak olan bir grup ve hareket fikri onları devrimcilere destek vermeye zorladı.

 

-KÜBA DEVRİMİ SOSYALİST BİR DEVRİM OLARAK PLANLANMADI

Ne yazık ki bugün dahi pek çok yazar Küba hakkında bilmeden, etmeden, gitmeden atıp tutuyor.

Küba Devrimi Türk Kurtuluş Savaşı’na benzer, savaş zamanı yönetim biçimi belli değildir, sonradan şekillenmiştir.

Küba Devrim sürecinin sonlarında kazanacakları anlaşılınca yavaş yavaş yönetim biçimleri tartışılmaya başlanır.

Devrim’in 4 önemli figüründen Camillo taşralı bir vatansever, Fidel milliyetçi bir avukat, Che Guevara sosyalizm düşüncesiyle yanıp tutuşan bir doktordur. Che’nin Fidel’i sosyalizm anlamında etkilemesi yolunda en önemli destekçisi Fidel’in kardeşi Raul’dür.

 

-DEVRİM SONRASI KÜBA EKONOMİSİ

Devrim sonrasında sosyalizmi ilan eden Küba Çin, Sovyetler ve Yugoslavya ile çok büyük boyutlu ekonomik anlaşmalar yaptı.

Sovyetler’in Amerika’ya bu denli yakın bir adada sosyalizm inşa edilmesi tabiki de işine geldi.

Devrimden sonra her şey devletleştirildi, özel sermaye ülkeden kovuldu ve tam milli ekonomiye geçildi. Sovyetler ve Çin destekleriyle Küba hızla kalkındı, 80’lerin ortalarına kadar da oldukça iyi bir ekonomiye sahipti.

 

-SOVYETLER SONRASI FİDEL’İN TUTUMU

Fidel son nefesine kadar aşırı bir Amerika düşmanıydı. Bunu tüm konuşmalarından, tüm röportajlarından, tüm beyanlarından anlamamız mümkün.

Peki insan haklarını savunan, özgürlüğe düşkün bir insan nasıl oldu da bir ülkenin durdurulamaz nefretine sahip oldu?

Bunda tabiki de CIA destekli Domuzlar Körfezi çıkarmasında liderliğine ve ülkesine kast edilmesinin ve yüzlerce defa suikasti için 5 farklı Amerika Başkanı’nın direk emir vermesinin payı büyük.

Amerika karşıtı tutumu bence Fidel’in 91 sonrası dünyayı ve değişen akımları iyi takip edememesi ya da etmek istememesiyle yanlışlar yaptığını gösteriyor.

Kısacası Fidel dağılan Sovyetler ve Yugoslavya, etkin gücünü başka alanlara kaydıran, sosyalizm yönetimi ülkelerle pazarını daraltan Çin desteği olmadan ayakta kalabileceğini düşündü ancak yanıldı.

80’lerin sonundan itibaren geçerliliğini yitiren %100 devletçilik politikası ekonomide sonunu getirdi, bundaki en büyük etken tartışmasız ambargolar.

-TEK PARTİLİ YÖNETİM BİÇİMİ

Sosyalizm ve faşizmin aynı zannedildiği aslında görüşler olarak da farklılık olan bir nokta tek partili rejimdir.

Küba’da sosyalist hükümetin sorumlu tutulduğu bir parti vardır ve bu parti ülkedeki tek partidir. 

Parti kendi içerisinde de birimlere ve değişik görüş birliklerine göre ayrılır , kısacası Küba’da Castro ne derse o olacak sözü yanlıştır ancak parti içindeki güçlü nüfuzu sayesinde (ki partinin kurucusudur) 50 yıldır ülkeyi tek partili rejim ile yönetmiştir.

 

-91 SONRASI KÜBA EKONOMİSİ VE AMBARGOLAR

91 sonrasında dağılan sosyalizm ülkeleri ve birlikleri ile Küba %100 derecede ekonomik gerilemeye gitmiş ve bugün gelinen fakirlik noktasına ulaşmıştır.

Bunda yukarıda bahsettiğimiz sert tutumlar hakimdir.

Buna ilaveten Amerika’nın NATO, Birleşmiş Milletler gibi global dünyada söz sahibi ülkelere baskı yaparak oluşturduğu Küba ambargoları eklenince ülkenin bugün bu ortamda ayakta kalmış olması dahi mucizedir.

Dünyada 128 ülke, evet yanlış duymadınız toplamda 128 ülke Küba’ya tam ya da kısıtlı ambargo uyguluyor.

 

-TEK BİR FAKİRİN BULUNMADIĞI ÜLKE

Fakirlik anlayışı biraz görecelidir, Suriye’nin fakiri ile İsviçre’nin fakiri bir olamaz.

Küba’daki durum da biraz bununla kıyaslanabilecek derecede.

Evet kimsede para yok, hiç kimse burnunun dibindeki Meksika’ya uçak bileti alacak parayı hayatı boyunca biriktiremez ancak hiç kimse fakir değil, aç değil, açıkta değil.

Devlet her aileye etini, sütünü, yumurtasını,ekmeğini, içeceğini veriyor. (Bu sistemi anlatmak için ayrı bir yazı yazmak lazım) Kısacası hiç kimsenin karnı aç değil. Okula çocuğunuzu gönderecekseniz kalem, çanta, kıyafet gibi şeyleri düşünmeniz gerek yok, devlet veriyor, sağlık sorununuz varsa 5 sene sırada bekledi, parası olmadığı için öldüğü haberlerini Küba’da duyamazsınız çünkü sağlık hizmetleri üst düzeyde hızlı ve etkili.

 

-FİDEL SONRASI KÜBA

Fidel hayata gözlerini yumduğu şu günlerde Küba’nın resmi lideri kardeşi Raul Castro.

Raul daha ılıman görüşlere sahip bir lider, Obama ile geliştirdiği ilişkiler sonrasında ikili ticaret ve turizm anlaşmaları imzalanmaya başladı bile.

2022’ye kadar ambargoların birçoğunun kaldırılacağı sözü de verildi. (Bu Trump’ın ne yapacağı belli olmaz, orası ayrı) 

Sadece 2017 yılında Amerika’dan Küba’ya 3bin Amerikalı turist cruise gemileri ile gidecek. Bu da şu anki Küba turizminin %100’ünden fazlasına denk geliyor.

Raul ikili ilişkiler konusunda abisi kadar katı olmaz ve turizmden gelecek bu parayı halkı ile doğru bir biçimde paylaşırsa Küba 59 sonrası dönemdeki hızlı ivmeyi yeniden yakalar ve halk refaha ulaşır.

 

Sonuç olarak tüm özel sektörü ülkesinden kovarak işletmeleri devletine veren, %100 Kübalı çalıştıran, tüm halkı için tam devletçilik anlayışı uygulayan ve her şeyi bedava veren bir insana diktatör demek büyük bir yanlıştır, ya da kelimenin tam anlamının sözlükten tekrardan bakılması gereklidir.

Bunun dışında 91 sonrası dünyaya kafasını dönen ve ekonomik atılımlar konusunda hata yapan bir lider gerçeği de gözardı edilemez.

Ancak Küba ismi büyük kendisi küçük bir ülkedir, Karayipler’de bir ada ülkesi olan ve nüfusu 10 milyonu geçen hiçbir ülke inanılmaz zengin olamaz, bunun imkanı yoktur. Onun için Küba ekonomisine dünyada büyük misyonlar yüklemek her zaman yanlıştır.

Fidel’e gelince, halkını resmen bir bataklıktan kurtaran ve Karayipler’de bir adaya bambaşka bir yönetim biçimi ve anlayış getiren büyük bir lider bence. Evet sosyalizm meraklısı değilim, asla da olmadım, burada takdire şayan duruş Amerikan  emperyalizmine karşı takındığı tutumdur, kısacası 50 yıl geri vites yapmamıştır. (Bu anlamda dünyada eşi benzeri yoktur)

20. yüzyılın en büyük simge adamlarından birisi Fidel, geride bıraktığı Küba umarım bundan sonra daha da ileriye gider.

 

KARŞI ÇIKTIKLARIM

-Fidel’i öven ya da söven pek çok kişi bugün haritada Küba’nın yerini gösteremez. Onun için Küba tarihini iyi anlamak, okumak ve Küba’ya gitmek gerekir. Yerel halkı dinlemek en büyük erdemdir!

-Bugün hepimizin savunduğu dış güçler işimize karışmasın düşüncesi çok çok önemlidir, Karayipler’de bir ülkenin Amerikan kuklası olmaması büyük bir mucizedir. (Diğer Karayip ülkeleri örneklerine bakınız)

-Fidel’in dünyanın en büyük lideri olduğunu da savunmak büyük bir hatadır, yaptığı hatalar (özellikle ekonomi) ortadadır ve sergilediği sert tutum ambargoları getirmiştir.

-Küba’ya gitmeden önce /Küba’da kaldıktan sonra görüşlerimin pek çoğu gözlemlerim neticesinde değişmiştir. Küba’yı görmeden Küba’yı anlamak çok zordur, onun için Küba’ya gidip gözlem yapmış insanların yorumlarına daha çok saygı duyuyorum.

 

0

 Düşkünlük / 0 Yorumlar
Bu yazıyı paylaşın:

Bu yazı yorumu


Kaydırmak için formda tıklayın

Arşivler

> <
Jan Feb Mar Apr May Jun Jul Aug Sep Oct Nov Dec
Jan Feb Mar Apr May Jun Jul Aug Sep Oct Nov Dec